Oyununa Düşersen Emperyalizm Ne Derse O Olur

Ahmet Salih Erüz
Dün öyleydi. Bugün de öyle. Dünya gücü haline gelen emperyalist ülkeler, dünyayı kendi arzularına, çıkarlarına göre düzenlemek isterler. Roma İmparatorluğundan bu yana hep böyle olmuştur. Aralarında Türk İstiklâl mücadelesi ve Türkiye Cumhuriyetinin kurulması gibi oyunu bozan birkaç istisna hariç emperyalistlerin planları daima başarıya ulaşmıştır. (Şu asla unutulmamalı: Sevr  rafta tutulmaktadır. Yeniden uygulamaya konmak için fırsat beklenmekte, hatta fırsat yaratılmaya çalışılmaktadır. ABD’nin YPG/PKK desteği Woodrow Wilson’un planının yürürlükte olduğunu göstermiyor mu?)

XVIII. yüzyıldan XX. Yüzyılın ortalarına kadar emperyalizmin lideri İngiltere’ydi. Bugün liderliği ABD’ye bıraksa da  ABD ile tam bir ortaklık içinde hareket etmektedir. Dün İngiltere’nin haritasını çizdiği, düzenlediği dünya, bugün değişen durumlar ve çıkarlara göre küçük dürtmelerle İngiliz-ABD ortaklığı tarafından yeniden gözden geçiriliyor. Büyük Ortadoğu Projesi denen şey de bunun bir bölümüdür.

ABD-İngiliz ortaklığının Ortadoğu’yla ilgili planlarına bazen ortak, bazen araç, bazen bizzat yönlendirici üst akıl olarak katılan İsrail ve Yahudi diasporası, siyonizm ile emperyalizmin iş birliğini sağlıyor.
Geçmişten bugüne benzer emperyalist emellerle hareket eden; ancak güç dengesindeki ağırlıkları sınırlı kaldığı için başarıları İngiltere ve ABD ile kıyaslanamayacak başka ülkeler de var. Rusya, bunların en önemlileri. Dönem dönem bazı dar alanlarda etkili olan Fransa, İspanya, Portekiz, Almanya, İtalya, hatta - boylarına bakmadan - Hollanda ve Danimarka bile yer alır emperyalistler listesinde.

İki dünya savaşı da emperyalistlerin dünyayı paylaşma ve düzenleme hırsları yüzünden çıkmıştır. İngiltere, ana karasının yüzlerce katı ülkeleri sömürür, dünyaya düzen verirken bu konuda geç kalmış Almanya dünya pastasından payını ister. Birinci Dünya Savaşında paylaşılacak pastanın kreması - hasta adam - Osmanlı İmparatorluğudur.

Birinci Dünya Savaşının galibi Almanya ve müttefikleri olsaydı Ortadoğu ve Osmanlı coğrafyası elbette farklı olacaktı. Ancak Osmanlı devleti de Alman egemenliği altına girmiş olacaktı, zaten büyük ölçüde girmişti de. Savaş boyunca ordularını Alman generallerin yönettiği Duyûn-u Umûmiye mahkûmu Osmanlı, bu egemenliğe nasıl ve ne kadar direnebilirdi ki? (Bunlar elbette olanlara bakıp olacaklar hakkında akıl yürütme. Kesin doğru ya da yanlış oldukları söylenemez. Olmayan bir şeyi olmuş varsayıp pek çok değişik yorum yapabilirsiniz.)

Ortadoğu, tarih boyunca çalkantıların durulmadığı bir bölgedir. Petrolün enerji kaynağı olarak değerinin ortaya çıkmasından bu yana bütün emperyalist güçlerin hedefi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı öncesinde bölge Batılı ülkelerin ajanlarıyla doludur. İngiltere’den Hollanda’ya kadar pek çok devletin binlerce ajanı cirit atmaktadır Osmanlı Ortadoğu’sunda. Bağdat Demiryolu’nun yapımı konusu, İngiltere ile Almanya’dan hangisinin Osmanlı üzerinde söz sahibi olacağını gösteren  bir ayraç olmuştur. Demiryolunu yapma ayrıcalığını Almanya’nın kazanması, daha o günden çıkacak bir dünya savaşında Osmanlı’nın Almanya yanında yer alacağını göstermekteydi.

Bugün Ortadoğu kazanının altındaki ateş iyice körüklenmiş durumda. 1900’lerde Yemen ve Vahabi isyanlarıyla fitnenin temeli atılmış, 1948’de İsrail devleti kurdurularak kazanın altındaki ateş harlatılmıştı. 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşları, 1980-1988 arasında İran-Irak savaşı, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali, ardından 1991 Körfez savaşıyla Kuveyt’ten çıkarılması, ABD-İngiltere ortaklığının 2003’te Saddam Hüseyin’i devirerek Irak’ı işgali, bugünün Suriye’sinde yaşananlar Ortadoğu’yu içine düşenin emperyalistlerin oyuncağı olacağı bir coğrafyaya dönüştürmüştür. Kaynayan kazandan bir iki kepçe de ben alırım, diyen elini, kolunu, hatta gövdesini kazanda haşlanırken bulur. Bu öyle bir kaynar kazan ki zaman zaman onun altını yakan emperyal güçlerin bile kontrolü kaybedip ellerini yakmaları olasılığı vardır.

Görünen o ki Katar kaybetmiştir, yanında yer alanları da birlikte kendi akıbetine sürükleyecektir. Nüfusunun yarıdan fazlası, çalışmak üzere Katar’a gelen çoğu Güneydoğu Asyalı göçmenlerden oluşan iki milyon nüfuslu bir ülkecik. İran körfezinde, Suudî Arabistan’ın uzantısında küçük bir yarımada. Dünyadan tecrit edilmesi son derece kolay bir konumda. 1971’e kadar fiilî olarak İngiliz yönetimindeydi. Bugün sözde bağımsız. Petrolünü hâlâ İngiliz şirketleri çıkarıyor. Sonuçta “Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın.” durumunda.

Katar’ın boyuna bosuna bakmadan bölgede politika belirleyiciliğe soyunması, Hamas ve Müslüman Kardeşleri desteklemesi, İran yanlısı görünmesi büyük olasılıkla yine emperyal güçlerin yönlendirmesi, kaba söyleyişle fişteklemesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Emperyalistler bu yola sıkça başvurur. Saddam Hüseyin’de olduğu gibi birilerini önce azdırıp ortaya salarlar, sonra da onu terbiye ediyoruz diye yapmak istedikleri asıl neyse onun önünü açarlar.

Dış politikada emperyalistlerin oyunlarına düşmemek çok büyük özen gerektirir. Sanırım İsmet İnönü, büyük devletlerle ilişkilerin bir ayıyla yatağa girmeye benzediğini söylemiş. Doğrudur, ayı eğitimli olsa bile bir an olsun uyumaya gelmez.

Gönderen Meltem . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu:
Forum kodu:

Güncel Döviz, Altın Fiyatları

altın fiyatları altın

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2008 - 2017 Copyright © Tüm Hakları Saklıdır. CRM Bilişim Group..