deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-3

-KAFKASYA YEZİDİLERİ VE SÜRYANİLERİ

The Yezidi Kurds and Assyrians of Georgia

The Problem of Diasporas and Integration into Contemporary Society

Iraklii Chikhladze

Executive Director,

International Eurokavkazasia Association

Tbilisi, Georgia

Executive Director, Profile Journal

Tbilisi, Georgia

Journal of the Central Asia & the Caucasus (3 /21, 2003)

Center for Social and Political Studies

www.ca-c.org

Sweden

Yezidi Hainlerin Sığındıkları Yurtları Tiflis

Yezidiler hakkında araştırma yaparken,Gürcistan Tiflis’te kurulu,Uluslar arası Avrasya Derneği adlı bir kuruluşun İcra Müdürü Irakli Chikhladze ve Basın sorumlu icra müdürü Giga Chikhladze tarafından hazırlanan, İsveç’te sunulan bir makale dikkatımi çekti.

“The Yezidi Kurds and Assyrians of Georgia -The Problem of Diasporas and Integration into Contemporary Societybaşlıklı,Gürcistan’daki Sürgündeki Süryaniler ile Yezidi Kürtlerin Sürgün Sorunları ve Çağdaş Topluma Kazandırılmaları” anlamına gelen bu araştırmadan seçtiğim bazı noktaları göz önüne getireceğim.

Makalede,Süryanilerin,13 Süryani papazın Urfa’da bulunan Edessa Krallığından Gürcistan’a ilk gelişlerinin İ.S.6.yy’a dayandığını ve bu rahiplerin “13 Süryani aziz” olarak bilindiğini yazılıyor.

Yezidi Kürtlerin ise Çar III.Gregory zamanında 12.yy.ortalarında,Horasan’dan Mezopotamya ve Kafkaslara-Ermenistan’a göçlerinin başladığı dönemlerde olduğu anlatılıyor.Gürcü Çarına hizmet etmeye başlayan Yezidi Kürtlerden,Hıristiyan bir aile tarafından evlatlık alınarak yetiştirilmiş Ivo ve Zaa adlı kardeşlerin Kraliçe Tamara dönemindeYoani ve Zekeriya Mıkarrgzeli adlarını alarak,Çarın yakın korumasında ve askeri komutan olarak ün kazandıkları yazılı.

15.yy’da İstanbul’un düşmesi ile Bizans’ın sona ermesini takiben,İran ve Osmanlı imparatorluklarının Kafkaslar ve Ortadoğu’da hakimiyet için aralarında savaştıkları dönemde,Gürcistan’ın 300 yıl Hıristiyan bir devlet olarak bağımsızlığını koruduğu,Yezidi ve Süryanilerin ise eyaletliklerini kaybederek aralarında düşmanlıkların çıkmasına sebep olmuşlar.

1760’larda,Süryaniler ve Kürtlerin,Doğu Suryani Kilisesi Mar Avraam’ın patriği aracılığıyla

Yezidi Kürtler ile Süryaniler arasında yakın bağlar kurulması için Gürcü Çarı II.Irakli’den yardım istemişlerdir.25 Eylül 1768’de Osmanlı’nın Rusya’ya açtığı savaş ile beklenen zaman da gelmişti.Irakli II’le uzun müzakereler yürüten Rusya,Türkiye’ye karşı Gürcüleri savaşa sokmaya ikna etmişti. Bu ikna Gürcü heyetinden Artemii Andronikashvili’nin elinden

”Opısane sosednikg s Gruziey starn i narodov” (Gürcistan’a Bitişik Halklar ve Ülkeler” başlıklı, Konr Nikita Panin’in aldığı talimatlar sayesinde olmuştu.

Belge,Yezidi Kürtlere ve Süryanilere geniş yer vermiş,Çar Irakli’nın savaşta ,Osmanlı ve İran arasındaki dağlarda ve yaylalarda yaşayan sayıları milyonları bulan ve savaş tecrübesine sahip bu Hıristiyanlardan oluşan azınlıkların merkezi rol oynayabileceklerine inanmasını sağlamıştı.Belgeye göre, Çar Irakli, rahiplerini,keşilerini,piskoposlarını,prenslerini göndermeye başlayan bu halkarın,askeri ustalıklarına işaret ediyordu.1770 Nisanında Rusya ile yapılan antlaşmaya göre,Irakli Akhaltsikhe’ye (Ahıska) birlikleri sevk etmişti.Aynı anda da Süryani piskopos İsaiyah da Tiflis’i terk etmişti.Yezidi Kürt önderi Çoban Ağa ile Süryani önderi Simon’e önceden verdikleri sözler uyarınca,Çar Irakli yanında,ortak düşmanları Türkiye’ye karşı savaşa girmelerini bildiren mektubu taşıyordu.Bu plan,Rus Generali Totleben-Irakli’nın müttefikliğine rağmen birliklerini,ihanet anlamına gelen Kartlı’ya çevirmesi yüzünden başarısız kaldı.

Eylül 1770’de Çar Irakli mektubuna yanıt aldı.Süryani Katolik Kilisesinden Simon,1770 Temmuzunda yazdığı mektubunda ;”İsa’ya yardımları için teşekkür ederiz,istediğiniz anda 20.000 kişilik ordu emrinize hazırdır.Lütfen,Osmanlı Türklerinden korkmamamız için cesaretlendirici bir yazı gönderiniz.Bize yaklaştığınızda birbirimiz daha iyi görebiliriz.Vakarla size hizmet edebileceğimiz günleri görmeyi hepimiz istiyoruz.”

Süryani piskopos İsaiah,”Yezidi Kürt önderlerine mektubunuzu göstermek için Müslüman Kürdistan’a gittim,sevindiler,mektubunuzu ellerine aldılar,sadık naçiz hizmekarlarınız olduklarını söylediler.Zaferleriniz için dua ettiklerini ve onlara Koşaba Hisarını vermenizi istediklerini bildirdiler.Onlara hisarı veriniz ve size hep birlikte katılacaklar,sürülere ihtiyaçları yoktur.Sadece bu iyiyliğinizi istiyorlar.Söyleyebileceğim budur.Hepsi iyi savaşçılardır ve önderlerini Çoban ağa gibi biliniz.” diye yazıyordu.

Çoban ağa kendisinin onayladığı bu mektubunda,Çar’a ”Biz Mahmudi Yezidileri,sizlere güvenebileceğimiz,güvenliğimizin sizler tarafından sağlanacğını temin eden bir emirname yayınlamanızı bahşetmenizi istiyoruz.Allah bilir,size bağlandığımızı size geldiğimizde nasıl sizlere hizmet edeceğimizi göreceksiniz.” Diyordu.

Ahıska

Akhaltsikhe (Ahıska) harekatı başarıyla sonuçlanınca Gürcü Çarı bölgenin Süryan ve Tezidi Kürtlerine bölgenin coğrafi yapısının değiştiği gerekçesiyle birleşmelerini bildirmek için yaklaşım gösterdi.Şüphe yok ki Çarın desteği olmaksızın Süryani ve Kürtlerin Türkiye’ye karşı savaşmak için harekete hazırlıkları olamazdı.General Totleben’in ihaneti Çarı planını değiştirmeye zorlamıştı.Gürcü Çarı,Süryani ve Kürtlerin sadece Türkiye’ye karşı Çarın yanında yer almalarını değil,Ortadoğu’dan Gürcistan’a doğru harekata başlamalarını da istiyordu.Dört bin Kürt ailesinin Kakheti’ye (Azerbaycan Sınırında bir eyalet) yerleştirildiklerine dair bilgiler vardır.Bu dönem,Gürcistan’da muhtelif düzineler halinde Süryani ailelerinin ortaya çıktığı dönemdir.Osmanlı imparatorluğu ve ve İran’dan gelenler Mukhrani bölgesine (Azerbaycan Sınırı) yerleştirilmişlerdi.

Rusya 1828’de İran ile Türkçmençay Antlaşmasını imzaladığında,İran’lı sSüryani ve Kürtler Gürcistan’da kiraladıkları yerlere gelmeye fırsat bulmuşlardı.19.yy.ın ikinci yarısındasayıları büyük rakamlara ulaşmıştı.Diğer büyük Yezidi göçmen dalgası 1915-1917 döneminde ortaya çıkmıştı.Türkiye’den hayatlarını kurtarmak için kaçmışlardı.Belgelere göre,sadece Türklerin değil Müslüman Kürtlerin de Yezidilere karşı oldukları bilinmektedir.Yezidi tarihçiler,sadece bir günde 56.000 Yezidi Kürtünün Aras Nehrinde Müslüman Kürtlerin elleriyle öldürüldüklerini yazmaktadırlar.

50.000 kadar Süryani de benzer bir kaderden kurtulmak içi Ermenistan’a gelmişlerdi.

20.yy.da Yezidi Gürcistan’daki Kürtlerinin Rönesansları geriye gitmeye başlamıştı.

1915-17 dönemlerinde büyük kalabalıklar halinde Gürcistan’a göçen Süryani ve Yezidi Kürtleri ,özellikle Yezidi Kürtlerin dediklerine göre 1960-80 arası onların en iyi çağlarıydı.Tiyatroları,dramaları,radyoları,Kürt dilinde haftalık yayınları,profesörleri, akademisyenleri,artistleri,sanatçıları,sporcuları,partilerde boy gösterenleri vardı.

Ne z aman Sovyet dönemiz sona erip Gürcistan bağaımsızlığını kazanınca,sayıları birden azalmaya başladı.1989 nüfus sayımına göre 35.000 olan sayıları bu gün bazı Kürt derneklerinin ve kuruluşlarının bildirdiğine göre “6” binden fazla değildir.Göç eden Kürtlerin oranı kıyaslanan bütün diğer diyasporalardan fazladır.1990’larda,Kürt dilindeki tiyatroları, radyoları,dans grupları kapandı,durdu.Diyaspor şöyle diyordu; ”Basitçe,göçe zorlandık.1990 öncesi Milliyetçilik krizleri zamanında da göçe zorlandık.Aklıma gelmişken, Gamzakurdiya, dünyada bir tek Kürt Drama Tiyatrosunun ülkesinde olduğundan gurur duyduğunu söylerdi. Ancak eşitlik ve demokrasi vaazları veren Şevardnadze zamanında o da kapanmıştır.”

Kürtlerin çoğunluğu küçük köylerde,şehirlerde ve başkentte yaşayanlar ya ülkeyi terk etmişler ya da Tiflis’e göçmüşlerdir.

Hain,Arami (Ermeni) Süryanilerin Sığındıkları

BATUM (Tayyip Arami mi? Soru işte!)

Tiflis’te dört okulda test kitapları ve yardımcı eğitim kitapları yanında çocuklara Kürt dili konuşma dili olarak öğretilmektedir.Sovyet dönemlerinde olduğu gibi bu gün de Kürt nüfusunun çoğunluğu Yezidi Kürtlerden oluşmaktadır.1937-1946 dönemlerinde Ahıska Türkleri ile birlikte bütün Müslüman Kürtler de Samstkhe-Javekheti Batum ve Acarya bölgesinden Müslüman Kürtler de sürülmüşlerdir.

Günümüz Yezidi Kürtleri,tek ana sorunlarının bir tapınak eksikliği olduğunu söylemektedirler. Onlar, dünyanın en genç dinlerinden birisi olan Yezidizm’in takipçileridirler.

Gürcistan’da asla bir tapınağa sahip olmamışlardır.2002’de yaptıkları bir tapınak planı için seçilen araznin fiyatını ödeyemediklerinden dolayı tapınak yapamadılar.Bu gün bundan bahseden kimse yoktur.

Makale bundan sonra da Yezidi örgütlenmeleri ve diğer konulşar hakkında bilgi vermeyi sürdürmektedir.Ben bu kadarını meramım için yeterli buldum.

http://www.ca-c.org/journal/eng-03-2003/23.chiprimen.shtml

Iraklii CHIKHLADZE

9- SAİD-İ NURSİ’NİN HAYATI Veya SERGÜZEŞT-İ DELİÜZZAMAN

(Maceraperest Zamane Delisi)

Aşağıda okuyacağınız Deliüzzaman’ın hayat hikayesi tamamenKürt Milliyetçiliğini İslam ile karıştıran ırkçı” Yezidi Kürtçü zihniyetin,Said-i Kürdi’nin kendini kabul ettirmesinden yıllar sonra, ölümüne yakın,onu yüceltmek,ululamak için usta laf cambazı yazarlarca yazılmış, planlı, programlı bir yazıdır.Yoksa “9” ile “16” yaş arasında,Medrese öğretmeni olan ağabeyinin de ailesinin de baş edemeyip okuması için beş şehir dolaştırdıkları,kimisinde üç ay kimisinde daha az veya fazla zamanda eve postalanan,10 ayrı okuldan kovulan,asla diploması olmayan deli birisinin başına bir de her yaptığını yazacak katip atayacak halleri de yoktu.Onun hayatını yazanın dilini bütün sadeleştirilmesine rağmen,cümle düşüklükleri,yanlış yerde kelime kullanımları yüzünden anlam keşmekeşi içinde cümleleri görünce zaten çıldıracaksınız.Bir delinin nasıl ULEMA edildiğine ve bütün dünyaya İMAM edilişine şahit olacaksınız.

Takipçisi Fetoş ta Hıristiyanların dostudur.

Said-i Kürdi’nin eğitim hayatındaki halini kavrayabilmek için önce Medrese Eğitimi” nedir? Onu kavramak gerekir.

Ortaçağda ise Medreseler,üniversite olmadığından kademelere ayrılmışlardı. Okuma-yazma konusu halledildikten sonra,derece alan öğrenci bir üst kademe eğitimine geçiyordu. Osmanlı’da da bu eğitim,20’li,Otuzlu,Kırklı,Ellili,Almışlı şeklinde kademeli olarak yürütülmekteydi.

Örneğin “20’li” kademede,Belagat (Güzel konuşma ve hitabet),Kelam (Dilbilgisi) ve Fıkıh -“İslam-i tasavvufa giriş” dersleri öğretilir,derslerin her biri için en az bir kitap okutulurdu. Bazı derslerin kitapları,dersin adıyla değil yazarının adıyla anılırdı.

Medreselerde Said-i Kürdi’den 750-800 yıl önce okutulan derslere bir bakınız.Bu bilgiler,Said-i Kürdi’nin “zekasını” anlamanıza yardımcı olacaktır.

“...Niğde’deki Karamanoğlu Ali Bey Medresesinin vakfiyesinde; burada şer’î ve edebî bilimlerin okutulacağı, fıkıh ve usul-ü fıkhın yanı sıra on beş şer’î bilimin okutulacağı belirtiliyordu. Konya Kara-tay Medresesi vakfiyesinde, orada ders verecek müderrisin özellikleri sayılırken şeriat, hadis, tefsir, usul, furû’ ve hilaf bilimlerinde uzman olması isteniyordu ki, bu, orada okutulacak dersler hakkında bir fikir veriyordu.

Sultan II.Murad’ın Edirne’de yaptırdığı Dârü’l-Hadîs’in Vakfiyesinde de “şu da şartımdır ki, müderris medresede katiyen felsefî ilimlerle iştigal etmeyecektir. Orada müderris ders günlerinde hadis ilmi ve onunla ilgili diğer dersleri öğretecek ve onun öğrettiklerinden iadesi gerekenleri muîd tekrar edecektir”, deniyordu.

Deliüzzaman-ı Said-i Kürdi’ye İlk Delilik Raporu Siirt’li Öğretmeni Fethullah Hoca’dandır.Tam on kez kovulduğu okullardan sonra ailesinin zoruyla imtihana giden hocayı,her sorduğu kitabı “okudum” diye yanıtlaması adamı çıldırtır ve sonunda;

“Geçen sene deli idin, bu sene de mi delisin?” :))

Bu Bakışlarıyla Deli değil mi ?

Diyerek deliliğini vurgular.İkinci Deli raporunu da Sultan II.Abdülhamit’ten alır.;

Said-i Nursi 31 yaşında, 1907 yılında İstanbul'a gelerek Abdülhamit Han'a hitaben bir dilekçe yazar ve saraya verir. Dilekçede kullandığı ad "Molla Said-i Meşhur"dur.
Dilekçenin içeriğinde Kürdistan(!) da eğitimin Türkçe yapıldığını, kendisinin buna karşı olduğunu ve Kürdistan’da(!) Kürtçe eğitim yapılması için üç okul açılmasını talep etmektedir.
Said>’e laf anlatmanın imkansız olduğunu gören padişah onu Üsküdar’daki Toptaşı Akıl Hastanesine,Mazhar Osman’ın yerine gönderir.Said burada 1.5.ay kaldığını yazar.

Kürtlerin “delileri,cahilleri” peygamber veya yarı tanrı” gördüklerini yukarıda Bahaullah delisinin Kürt aşiret reisleri ile yaptığı görüşmede gördük.Ayrıca Haz.Muhammed’in de “ümmi-cahil-okuma yazma bilmezolmasının da temeli aynı Sabi-Yezidi Kültünden gelmektedir.

RED KİD DELİÜZZAMAN OKUR AMA YAZI YAZAMAZ

26.İhtiyarlar Lemasında ;”Üçüncüsü;Yanımda devamlı yazıcı bulunmadığından katibin Riasle-i Nur’a ait dört beş vazifesi olmakla düzeltme yapmaya tam vakit bulamadığımızdan yazı düzensiz kaldı.”

Demektedir.”

Bu ve aşağıda okuyacağınız diğer özellikleri ile din uleması değil tam bir “tanrı-yarı tanrı” kişililiğine büründürülen bu İngiliz işbirlikçisinin maceralarını okumaya devam edelim;

TARİHÇE-İ HAYAT (Kendi Kitabından)

Bediüzzaman Said Nursî, (Rûmî 1293) 1 tarihinde Bitlis vilâyet ine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Babasının adı Mirza , anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve validesinin yanında kaldı. O esnada bir hâlet-i ruhiye, tahsilde bulunan büyük biraderi Molla Abdullah’ın ilimden ne derece feyizyâb olduğunu tetkike(1) sevk etti. (Okuldan ilk kovuluşu)

Molla Abdullah’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı. Bunun üzerine ciddî bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit ocağı dahilinde bulunan Tağ köyünde,Molla Mehmed Emin Efendinin medresesine gitti. Fakat fazla duramadı. Hâlet-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini haşiyesini koruması ve hattâ âmirâne söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi, medreseden ayrılmasına sebep oldu. Tekrar Nurs’a döndü.(2)(Okuldan İkinci Kovuluşu)

Nurs’ta ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra Pirmis karyesine,(Üçüncü Kovuluş) sonra

Hizan Şeyhinin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebep oldu. (Dördüncü kovuluş)

(1)-Bu cümlede,ağabeyi,bir ilkokul birinci sınıf öğrencisi olan kardeşine “ilmen yetersiz” kaldığı için kardeşini daha bilgili birine gönderdi demek isteniyor.Oysa,aşağıda ağabeyinin resmen ona “deli” dediğine tanık olacaksınız.Her şeyi hemen bilmek isteyen,bilmeden dinleyip anlamadan konuşan bu çocuk ağabeyini çıldırtmış olmalı ki ömür boyunca okuma yazma öğrenemediğine de tanık olacağız.

(2)-Ağabeyinin çekemediğini alem çeker mi.Sonunda bir insan onu idare etmeye karar verir.

Bu dört talebe birleşip kendisini daima tâciz ettiklerinden, bir gün Şeyh Seyyid Nur Muhammed Hazretlerinin huzuruna çıkıp,izhar-ı acz ile, arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi:

“Şeyh efendi, bunlara söyleyiniz, benimle dövüştükleri vakit dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler.”

(Emrin olur Said) :))

Seyyid Nur Muhammed,küçük Said ’in bu mertliğinden hoşlanarak,“Sen benim talebemsin, kimse sana ilişemez” (3)buyurdu.

Bu hâdiseden sonra “Şeyh talebe si” diye yâd edildi.

(3)-Olağanında okuldan atılması gerekir.Adam kazanmak umuduyla yoluna gitmiş.Sonra oradan da sepetlenir ve dördüncü yeri olan Nurşin köyüne giderler.Burada bir müddet kaldıktan sonra, (Dördüncü kovuluşu) biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla,ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylâsına gittiler. Orada, biraderi Molla Abdullah ile bir gün dövüşmüş.

(4) Tâğî Medresesi Müderrisi Mehmed Emin Efendi,küçük (!)Said ’e,“Niçin kardeşinin emrinden çıkıyorsun?” diye işe karışmış.

(5) Ağabeyi ile de çocuk tam bir vukuat.Okul müdürünü de posta koyup ezecektir..

Bulundukları medrese , meşhur Şeyh Abdurrahman Hazretlerinin olması dolayısıyla, hocasına şu yolda cevap verir:

“Efendim, şu tekyede bulunmak hasebiyle, siz de benim gibi talebesiniz. Şu halde burada hocalık hakkınız yoktur” (5)diyerek, gündüz vakti bile herkesin güçlükle geçebileceği cesîm bir ormandan geceleyin geçerek Nurşin ’e gelir.( Beşinci kovuluşu)

(5) Okul müdürünü de rezil etti.Müfettiş yanında ukalalık etti. Ancak,onu yüceltme edebiyatına dikkat ediniz.Hiçbir okul öğretmeni ve müdürü,kendisine hakaret eden, aşağılayan,vuran,silah çeken birine ”İzzeti nefsi yüksek” diye yapıyor demez.Okuldan atar.Mahkemeye verir cezaevine sokar.Bundan sonra çifte toplu tabancalı (revolver’li) Red Kid Deliüzzaman’ı okuyacaksınız.Şimdi,yanındaymışçasına yazılan methiyeye dikkat ediniz. Resmen “tanrı yaratılıyor”.Tam bir Yezidi mantığı.

Şarkî Anadolu ’da medrese teşkilâtındaki hususiyetlerden birisi şudur ki: İcazet almış bir âlim, istediği köyde hasbeten lillâh bir medrese açar. Medrese talebelerinin ihtiyacı, iktidarı olursa medrese sahibi tarafından, iktidarı yoksa halk tarafından temin edilir; hoca meccanen ders verir, talebelerin iaşe ve levazımatını da halk deruhte ederdi. Bunların içinde yalnız Molla Said, hiçbir suretle zekât almıyordu. Zekât ve başkasının eser-i minneti olan bir parayı kat’iyen kabul etmiyordu.

HAŞİYE-1

Nurşin’de bir müddet kaldıktan sonra Hizan’a döndü. Sonra medrese hayatını terk ederek pederinin yanına geldi ve bahara kadar evde kaldı. (Artık Doğu Anadolu’da kovulmadığı yer kalmadı.Şimdi peygamberliğe başlar.) O sırada şöyle bir rüya görür:Kıyamet kopmuş,Kâinat yeniden dirilmiş. Molla Said, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı nasıl ziyaret edebileceğini düşünür. Nihayet sırat köprüsünün başına gidip durmak hatırına gelir: “Herkes oradan geçer, ben de orada beklerim” der ve sırat köprüsünün başına gider. Bütün Peygamberân-ı İzam Hazerâtını birer birer ziyaret eder. Peygamber Efendimizi de ziyarete mazhar olunca uyanır.

(Sonunda arkadaşlarını bulmuştur.Çıldırtmadığı bir peygamberler kalmıştı.Sıra onlara geldi.Onlar da yeniden okula gönderir.Yandı bütün dünya.)

Artık bu rüyadan aldığı feyiz , tahsil-i ilim için HAŞİYE-1 büyük bir şevk uyandırır. Pederinden izin alarak, tahsil yapmak üzere Arvâs nahiyesine gider. Burada icra-yı tedris eden meşhur Molla Mehmed Emin Efendi ,(6) kendisine ders vermeye tenezzül etmeyip, talebelerinden birisine okutmasını tavsiye edince,izzetine ağır (7) gelir.

(6)Hoca adamı tanıyor.Beş okuldan kovulmuş,halen okuma öğrenememiş bir deliyi başına iş mi alsın?Gene ağabeyinin hatırına öğrencisine havale etmiş ammaaa!

(7)Çocuğun deliliğini örtmek için kullandıkları sihirli kelime (İzzet) devreye girer.Kazık kadar oldu artık.Gidecek yer yok,kadere razı olacak.

Bir gün bu meşhur müderris camide ders okutmakta iken, Molla Said itiraz ederek,“Efendim, öyle değil!” hitabında bulunur. Okutmasına tenezzül etmediğini hatırlatır.

Orada bir müddet kaldıktan sonra, (Altıncı kovuluş) Mir Hasan Veli Medresesine gitti. Aşağı derecede okuyan yeni talebelere ehemmiyet verilmemek bu medresenin âdeti olduğunu anlayınca, sırayla okunması icap eden yedi ders kitabını terk ederek, sekizinci kitaptan (8) okuduğunu söyledi.(Yedinci kovuluş)

(8) Verilen dersleri okumadan hoşuna giden (belki rengi) kitabı bitirdiğini söylüyor.Çocuk öğrenci değil,okulu tümden kendi iradesine almaya çalışıyor.

Birkaç gün sonra Vastan kasabasına gittiyse de, orada tebdil-i hava için ancak bir ay kadar kaldı.(Sekizinci kovuluş) Bilâhare, Molla Mehmed isminde bir zatın refakatinde Erzurum

vilâyetine tâbi Bayezid’e hareket etti. Hakikî tahsiline işte bu tarihte başlar. Bu zamana kadar hep “Sarf” ve “Nahiv” (Osmanlıca Dilbilgisi dersleri.Asla okuyamadı.) mebâdileriyle meşgul olmuştu ve “İzhar”a kadar okumuştu.

(Öğrenmesinden geçtik bitirebildiği bir kitap bile yok)

Bayezid’de Şeyh Mehmed Celâlî Hazretlerinin nezdinde yaptığı bu hakikî ve ciddî tahsili, üç ay kadar devam etmiştir. Fakat pek gariptir; zira Şarkî Anadolu usul-ü tedrisiyle, Molla Câmi

den (Sonunda Alfabeyi bitirmiş) nihayete kadar ikmal-i nüsah etti. Buna da her kitaptan bir veya iki ders, nihayet on ders tederrüs etmekle muvaffak oldu ve mütebakisini terk eyledi. Hocası Şeyh Mehmed Celâlî Hazretleri niçin böyle yaptığını sual edince,Molla Said cevaben,

Bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim.”

(Herkesin okuduğu İlk okul ders kitaplarını tabii ki anlamadığını itiraf ediyor.Kafa yok ki anlasın.Öğrenmeden ulema olmanın yolunu elbet bulacak bu deli.Erzurum’da delilik sökmez.)

Ancak bu kitaplar bir mücevherat kutusudur, anahtarı sizdedir. Yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirhamındayım. Yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım da, bilâhare tab’ıma muvafık olanlara çalışırım” demiştir.

(Yanlış anlamışız.Kitapları beğenmiş ama ne anlattıklarını daha anlayamamış.Öğretmeni yağlıyor.Hayatta diploma alamayacak.)

Maksadı ise, esasen kendisinde fıtraten mevcut bulunan icad ve teceddüd fikrini medrese usullerinde göstermek ve bir teceddüd vücuda getirmek HAŞİYE-1 ve bir sürü hâşiye ve şerhlerle vakit zayi etmemekti. (Dokuzuncu Kovuluş-)

Bu suretle, alelusul yirmi sene tahsili lâzım gelen ulûm ve fünunun zübde ve hülâsasını üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir.

(Ama belge almak için ağabeyine gidecek. Böyle bir öğrenci için yanındaymışçasına şu cümlede geçen kelimelerin ifade ettikleri anlamları böyle odun biri için kullanmak yazık ki ne yazık)

Bunun üzerine hocalarının “hangi ilim tab’ına muvafık” (Okumayı sökememiş,15’ine gelmiş birisine bu soru ancak alay için sorulur!) olduğu sualine cevaben,“Bu ilimleri birbirinden tefrik edemiyorum. Ya hepsini biliyorum veyahut hiçbirisini bilmiyorum” der.

(Öğretmenleri resmen alay ediyor.İlim ne diye sorsa silah çekecek,oca emeğe karşın alfayei güç bela geçmiş deliyi ilim adamı,ulema da yapıyor bu sömürgeci devletler,buna en büyük örnek de Red Kid veya çifte revolverli Tom Miks Deliüzzaman’dır.Şimdi açıklama metnine okuyun da adam nasıl yüceltilir öğrenin)

1

Herhangi bir kitabı eline alırsa, anlardı. Yirmi dört saat zarfında Cemü’l-Cevâmi,Şerhü’l-Mevâkıf,İbnü’l- Hacer gibi kitapların iki yüz sahifesini, kendi kendine anlamak şartıyla mütalâa ederdi. O derece ilme dalmıştı ki, hayat-ı zahiri ile hiç alâkadar görünmezdi. Hangi ilimden olursa olsun, sorulan suale tereddütsüz derhal cevap verirdi.

(.İnsafınız kurusun.Herif daha yazmayı öğrenememiş,birinci sınıfı geçememiş ,15’lik çocuğu filozof yaptılar.Böyle deliye kim diploma verir.Zaten veren de olmayacak ama adam dünyanın başına bela olacak)

Devamı var

keykubat

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-1-

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-2-

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-3

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-4

gürcistan azınlık raporu;yezitler ve süryaniler

Norşin Kürtçe Değil Ermenicedir

masonlaştırılan dinler ve siyasi iktidarlar

Fethullah ermenidir

Kürt Yahudileri. Bunlar da son bir asır içinde ya Sünnî, ya Alevî görünerek araziye uymuştur. Kürt yahudileri ve barzaniler



Gönderen Yönetici . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu:
Forum kodu:

Güncel Döviz, Altın Fiyatları

altın fiyatları altın

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2016 Tarafsız Haber..