|

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-1-

DELİÜZZAMAN'IN YEZİDİ,ERMENİ,VATİKAN KÖKENLERİ 1

Not;Bu yazı "keykubat.blogspot.com'" da yayınlanmıştır.Sitenin kapatılması yüzünden buraya alınmıştır.

1-Önsöz

2-Harran Sabileri

3-Mushaf-ı Reş (Kara Kitap-Şeytani Kürtlerin Kutsal Kitabı)

4-Destanla İlgili Açıklamalar-İslam İlişkileri

5-Osmanlı’ya Asker Vermeyen Yezidilerin Gerekçeleri (Apaçık Muhtıra)

6-İslam’a İlk Yabancı Düzeni-Vehhabilik

7-Bahailik

8-Kafkas Yezidileri ve Süryanileri (İhanet Belgesi)

9-Said-i Kürdi’nin Anıları

1-ÖNSÖZ

Deliüzzaman-ı Yezid el Said-i Kürdi1915’lerde bizi arkadan vuran sadece Ermeniler değilmiş.Yezidi Kürtler ile Hıristiyan Süryaniler de Gürcistan-Vatikan-İngiltere ile birlikte çalışmışlar.Yezidler ve Süryaniler, Gürcistan ve Ermenistan’a kaçmışlar.

Atatürk devrimlerini engelleyen 26 Kürt isyanı,bir o kadar gerici ayrılıkçı isyanın ardında bunlar varmış.

1950 Menderes hükümeti ile iktidara gelen bu yapılanmayı bizler “Nurcular olarak” tanıyoruz.Haliyle bu tespitime hemen bir çok insan tepki gösterecektir.

Bu tepkileri düşünerek ben de Said-i Kürdi’nin doğduğu bölgenin iki bin yıllık inanç kültürünü yazmak zorunda kaldım.

Said-i Kürdi (Nursi) Bitlis ilimizin o zamanki Tağ kasabasının Nurs köyünde doğmuştur.

Nurs “Nurlar,Nurani” anlamına gelmektedir.Bitlis’in hemen komşusu sayılan Hakkari Yezidilerin kurucu şeyhi Hadi’nin merkez yaptığı ve “Hakkari’nin Tanrısı” sıfatıyla kendisini yücelttiği yerdir.

Şeyhlik ve Pirlik,Yezidi inancının en önemli ruhbanlarına verilen rütbedir.Şeyh Hadi’nin mezarının bulunduğu Hakkari’ye yakın Musul civarlarındaki Laleş şehri de “Nurs” anlamına gelmektedir.Yani Nurani yer.”Yezidilerin hac ve doğan çocuklarını zemzem suyuna batırarak z ettikleri merkezdir.

Şeyh olabilecek yeteneklere sahip kişilerin cahil “okur yazar olmayan veya okur ama yazamayan” olması gereklidir.Bunların hepsi de Said-i Kürdide vardır.

Okuyacağınız dini yazılar tarafımdan yapılmış tercüme,yorum ve alıntılara dayalıdır. Alıntıların linkleri sayfa sonunda verildiği gibi daha başka bilgi kaynaklarının da linkleri verilmiştir. Tercümelerde İngilizce olan metindeki kelimelerin aslına sadık kalınmaya özen gösterilmiştir ve kelimelerin olası en gerçek anlamları seçilerek tercüme gerçekleştirilmiştir.

Kürt Yezidiliğini incelerken,tek başına bir kültür olmadığını,tamamen uydurma bir masal olması yüzünden,Harran Sabiliği (Sabi=her dine dönen,dönme,serhoş demektir.) yani ilk Süryanilik,Hıristiyan Süryaniliği,Bahailik,Vehhabilik,Ermeniler ve Gürcülerle ve dolayısıyla Vatikan-Bizans bağlarına da bakmak zorunda kaldım.

Ancak hepsini yazmaya kalksam, en az 150 sayfalık bir yazı olacağından bunu İnternet sayfasında yayınlama olanağım da yoktur.

Bu yüzden gereği kadarıyla,Sabilik,Süryanilik,Kürt Yezidiliğinin kitabı “Mushaf-ı Reş”,Said-i Kürdi’nin özellikle “okur-yazamazlığının,çift revolver ve mavzeriyle,Yezidiliğin yaygın olduğu bütün El Cezireyi 16 yaşında at sırtında kat etmesi,bey paşa demeden gördüğü rüya üzerine Vali öldürmeye çıkması gibi olayları içeren meceralarında,kendisine neden böyle karakter biçtiğini,bu sırrın Yezidilik kökenlerini kendiniz ,dinleri,olayları okuyarak kavrayacaksınız.

Yezidilik her ne kadar İran Mecusiliğinin bir koluysa da,Kürt Yezidiliğinin kökenlerinin dayandığı inanç grubu ise Harran Sabi (dönme) inancıdır.

İ.S.10.yy’da Horasan’dan bölgeye yoğun olarak göçmeye başlayan Kürtler,Mecusilik,Türk Gök Tanrı,Mani inançlarının karışımı bir inanca sahiptiler.Yeni göç ettikleri bölgedeki Sabi Harran Süryanilerin kültürlerinden etkilenmeleri fazla zaman almadı.

12.yy’da Türk din bilgini İmam Gazali’den Bağdat’ta Abdülkadir Ceylani ile birlikte ders alan Şeyh Hadi Bin Misafir,VII.yüzyılda,Arap işgalleri sırasında,bölgede yaşayan kabilelerin başlarına bedevilerden birer bey atanması sonucu,aslen İbrahim peygamberin oğlu İsmail ile Hicaz Bedevilerinin melezi olan luti Hicaz Araplarının da “melezi” olduğu bilinci ile, Yezidiliğin “köleci,ırkçı,kadını aşağılayan yapısını değiştiren” devrimci Hz.Muhammedi aşağılamış,Yezidilik inancının kaynağı olarak gördüğü halife Ebubekir,Süfyan oğlu Muaviye ve onun da oğlu Halife Yezid’i tanrılaştırmış,kendisine de gruba dahil ederek bölgenin yenisi olan Kürtleri hem yeni bir Tanrı,ondan gelen bir din sahibi ederek Kürt Yahudiliğini oluşturmuştur.

Ancak,Kürt Yezidiliğinin tek başlarına değil,tarih içinde Süryaniler,Ermeniler,Gürcüler ve Haçlı dünyası ile kol kola olduklarına tanık olacağız.

2-HARRAN (Kervan Kavşağı) SABİLERİ

Kripto Grek Sabilerin Grek Hileci tanrısı Hermes

(Urfa’da) Harran putperest yıldız dinlerine tapan Süryanilerin* yaşadığı bir merkezdi.Yedi gezegenden biri için adanarak kurulan yedi şehirden birisiydi.Ay tanrısı Sin adına kurulmuş büyük bir tapınağı vardı.

*(Süryani-Suriye’li Hıristyanlara verilan bir addır.O çağlarda Hıristiyanlık olmadığından, “Suriyeli” anlamına gelir.)

Yıldızları gözlemek için kulesi vardı.Dünyanın ilk üniversitesinin burada kurulduğu,il kilise ve ilk caminin burada inşa edilmesine rağmen yıldızlara ve putlara tapmakla bilindikleri için bu durum göz ardı edildi.

Kökenleri Kaldelilere dayanan Harran’ın okullarında sihir ve büyü öğretilirdi.

Kuran’ın Kökenleri” adlı kitabın yazarı W.St.Clair Tisdal,(S.236-237)Suriye’de oturan Seth ve İdris’in takipçileri Sabilerden bahseder.Geceden,gün doğumuna 30 gün Sabilerin oruç tuttukjlarını,secde etmeksizin cenaze namazı kıldıklarını,Hz.Muhammed’in orucu,şafaktan akşam karanlığınına değiştirerek,cenaze namazını ise aynen kopyaladığını yazar.

Tek tanrılı yıldızlardan gelen meleklerin adlarına tapınan,kökenlerinin Nuh peygamber soyuna dayandığına inanan bir Ortadoğu inanç geleneğidir.Hileci Grek tanrısı Hermes (Trismegistus’*(Üç kere ulu) un (İdris peygamber) peygamberleri olduğuna inanırlar.

*( Sümer Enki -Mısır Thoth,Lah-Arap Taaut,El Lah-Hubel-Baal)

Güneş,Ay,Merkür, Venüs,Dünya, Mars,Jüpiter,Saturn yıldızlarıdır.Bu inancın İ.Ö.IV.yy’da Büyük İskender’in Harran’ı ele geçirmesiyle Hermes kültünün bölgeye yerleştiği sanılmaktadır. Yemen’li Sabilerle alakaları yoktur.Yemen’li Sabiler,Sabi yazarken Sat yerine Sin harfini kullanırlar.

Tam olarak Yahudilik veya Hıristiyanlığa göre ibadet etmezler.Grek kaynaklarında, Theosebeians (Seosabians-Allah’tan korkanlar) ve Sebomenoı (İnananlar),Phobeomenoı (Fobeominoy-Bir’in Dindarları) olarak adlandırıldılar.

İslam ulemalarına göre,Sabi-üna (Sabi’li) Seba’a sözünden gelir ve “bir dinden öbürüne giren” anlamındadır.

Taberi,Sabiün kelimesinin Sabi’nin çoğulu olduğu ve “din değiştiren,dönen,dönme” demek olduğunu,birisinin veya inancın sahiplerinin mevcut dinlerini bırakarak diğerine geçenleri tanımladığını söylemiştir.Arapların böyle insanlara “Sabi” derlerdi.

İbranice’de Sabi,”serhoş,içkici” demektir.

Irak Küfe şehrinde IX-X.yy’da doğan,Mısır Hiyerogliflerini Kıpti (Çingene) Mısır diline ilk çeviren ve yazan,sihir üzerinde uzman,Mısırolog ve tarihçi, Simyacı,çiftçi,Suriye Nebati’li Ebu Bekr Ahmed ibn 'Ali ibn Kays el-Wahşiyah el-Kasdani el-Kuseyni al-Nebati el-Sufi’nin öğretilerine dayalı bir dindir.

Meleklere,putlara,yıldızlara ibadet ederler.Günde üç kez namaz kılarlar. domuz, köpek, eşek, yırtıcı kuş,fasulye, lahana, mercimek yemeleri yasaktır.

Ali El Mesudi,(Irak-896-957)Harran Sabileri,Yunanlıların avam (aşağı halk) tabakasıdır.Felsefeleri,Mütekaddimun felsefesinin (Sünni-Selefi) haşeviye kısmı olduğunu söylemektedir.

İslam Ansiklopedisi yazarı Carra De Vaux,makalesinde,Sabi adının “s-b” kökünden geldiğini ve “suya daldırma-vaftiz” anlamına geldiğini yazmıştır.

Ebu Bekir El Kassas,(İ.S.980),”Kendilerine Sabi adı veren,Süryani dili konuşan,Harran bölgesinde yaşayan bir grup vardır ki hiçbir peygamberi kabul etmez,Allah’ın hiçbir kitabına inanmaz,kitab ehli değil,putperesttirler.Kestikleri yenmez,kadınları ile nikah edilmez” demektedir.

Kaynak Wkipediya

Kuran’da Sabiler;

Bakara Suresi; 62-“Süphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Hiristiyanlar ve Sabiiler; bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve iyi bir amel islerse, elbette bunlarin Rableri yaninda mükafatlari vardir. Bunlara bir korku yoktur ve bunlar mahzun da olmayacaklardir.”

Maide Suresi 69-“Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlar her kim Allah'a ve ahiret gününe iman edip de dürüstçe çalışırsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzülecek de değillerdir.”

Hac Suresi 17-“İman edenler, Yahudi olanlar, Sabiiler (yıldıza tapanlar), Hıristiyanlar, Mecusiler (ateşe tapanlar) ve müşriklere gelince, muhakkak Allah kıyamet günü bunlann arasını şüphesiz ayıracaktır; çünkü Allah herşeye şahittir.”

Yezidi (Şeytani) Kürtlerin Kutsal Kitabı;

3-MUSHAF-I REŞ (KARA KİTAP)

Kanatlı Süryani şeytanı Pazuzu

İsevilik öncesi

Kanatlı Süryani şeytanı PazuzuBaşlangıçta Tanrı, kendi yüce özünden Beyaz İnci'yi yarattı ve bir kuş yarattı ki adı Angar’dı. Ve İnci'yi onun sırtına koydu, ve orada kırk bin yıl oturdu.

İlk gün, yani pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan Ta'us Melek (Tavuskuşu Melek) 'tir.

Pazartesi günü Tanrı, Darda'il adlı meleği yarattı, ki o, Şeyh Hasan'dır.

Salı günü, İsrafil'i yarattı ki, Şeyh Şems'tir (Şemseddin) .

Çarşamba günü, Cebrail adlı meleği yarattı; o da Abu Bekr'dir.

Perşembe günü, Azra’ili yarattı ki, Secaeddin'dir.

Cuma günü, Şemna’il adlı meleği yarattı; o da Nasir'ed-Dindir.

Cumartesi günü, Nura’il adlı meleği yarattı, ki o [.Yedin-Fahr-ed-din’dir.] .

Ve, Melek Ta'us (Melek Tavus)'u onların başkanı yaptı.

Ondan sonra Tanrı, yedi göğü, yeryüzünü, ve güneşi ve ayı yarattı Fakat,Fahreddin İnsanı, kuşları ve canavarları ve tüm hayvanları yarattı.

Ve onları kumaştan elbisesinin cebine yerleştirdi, ve meleklerin eşlik ettiği İnci'nin üzerinden çıktı.Sonra yüksek sesle İnci'ye doğru haykırdı, bunun üzerine o da düşüp dört parçaya ayrıldı, içinden su fışkırdı ve okyanus oldu. Dünya yuvarlaktı ve bölünmemişti. Sonra Tanrı, bir kuş biçiminde Cebrail'i yarattı, ve evrenin dört bucağının yönetimini ona emanet etti. Sonra bir tekne yarattı ve onun içinde otuz bin yıl kaldı, ondan sonra Laleş'e geldi ve orada oturdu. Dünyanın içinde haykırdı, ve deniz katılaştı ve kara ortaya çıktı ama sallanmaya başladı.Bu esnada Cebrail'e, Beyaz İnci'nin iki parçasını getirmesini buyurdu, parçalardan birini yeryüzünün altına yerleştirdi, öbürünü de Göklere kapı olarak kaldı. Sonra onların içine güneşi ve ayı yerleştirdi, onların kırpıntılarından da yıldızları yarattı, ve onları göğe süs olarak, astı. Ayrıca yeryüzünü süslemek üzere meyveleri olan ağaçları, bitkileri ve dağları yarattı. Halı'nın üzerine Taht'ı yarattı.

Sonra, büyük tanrı dedi ki Ulu Tanrı: «Ey Melekler, Adem'le Havva'yı yaratacağım, onları insan yapacağım, ve ikisinden, Adem'in özünden Şehar bin Cebr olacak; ve ondan tek bir halk türeyecek yeryüzünde; Azazil'in, yani Ta'us Melek’in Yezidi soyu olacak.

Sonra,Laleş dağında oturmak için gelmiş olan Şeyh Hadi Bin Musafir’i gönderdi.

Sonra Tanrı, Kara Dağ’a indi ve 30 bin melek yarattı.Onları üç sınıfa ayırdı.Melek Tavus’a teslim edilip ,onlarla göğe yükselinceye kadar kırk bin yıl ona ibadet ettiler.

Bu sırada tanrı kutsal şehir Kudüs’e indi ve Cebrail'e, dünyanın dört bucağından toprak,yani dört temel element olan toprak, hava, ateş ve su getirmesini buyurdu:. Onu yarattı ve kendinden içine bir ruh koydu. Sonra Cebrail'e, Adem' Cennet'e kadar eşlik etmesini,orada meyveyle bütün yeşil bitkileri yiyebilmesini,ancak buğday yememesini söylemesini emretti.Adem burada yüzyıl kaldı.

El Lat'ın "Tanrı EL'in Gözleyen Gözü"

simgesi ve "Ay Yıldız" sembolü

Allah'ın kızı Bunun üzerine Tavus Melek, Tanrıya “-Adem’e tahıl yemesi yasaklanırsa nasıl üreyip çoğalacak ve nesilleri olacak diye sordu? Tanrı ona “-Bütün meseleyi senin ellerine bırakıyorum” dedi. O zaman Melek Tavus, gidip Adem'e sordu: “-Hiç buğday yedin mi?

O da yanıtladı: “-Hayır; Tanrı bana yasakladı!” dedi.

Melek Tavus onu cevapladı.”-Buğdaydan yersen her şey senin için çok daha iyi gidecek.!”

Adem yedi ancak karnı yedikten hemen sonra şişti, ve Ta'us Melek onu Cennet'ten çıkarıp, bıraktı, ve göğe çıktı. Adem, vücudunda çıkış yeri olmadığından karnının şişkinliğinden rahatsız oldu ve acı çekti.Bu yüzden Tanrı bir kuş gönderdi, anüsünü gagalayarak bir çıkış deliği açtı, böylece Adem içindekini salıverdi.

Böylelikle Cebrail yüz yıl uzak kaldı,ve Adem üzüldü,ağlıyordu. O zaman Tanrı; Cebrail'e Adem'in sol koltuk altından Havva'yı yaratmasını emretti.

Havva ve bütün hayvanların yaratılışından sonra Adem ile Havva,insan neslinin hangisinden geldiği konusunda anlaşamayıp tartıştılar durdular.Her birisi insanların kendinden ürediğine inanmak istiyordu.Bu tartışma hayvanların çiftleşerek saygın soylarını üretmelerine tanık olmalarından kaynaklanmıyordu.Bu tartışmaların sonunda Adem ve Havva tohumlarını bir kavanozun içine boşaltmaya,üstünü kendi mühürleriyle kapatıp, ve dokuz ay beklemeye karar verdiler.Sürenin tamamlanmasından sonra kavanozu açtıklarında biri erkek biri kız iki çocuk buldular.

Bu iki kişiden Yezidiler türemişlerdir.

Havva’nın memelerinde çürümüş pis koku yayan kurtlardan başka hiçbir şey yoktu.Ve tanrı çocukların uzanarak emebilmeleri için Adem’de büyüyen meme uçları bitirdi.Erkekte meme ucu olmasının sebebi budur.

Bundan sonra Adem Havva’yı bildi (Cinsel İlişkiye girdi) ve biri erkek diğeri kız iki çocukları oldu.

Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar ve diğer milletler bu ikisinden oldu.

Adem’den olan ilk babalarımız,Set,Nuh ve Enoş’tu (Adil olan).

Kadının kocasının-erkeğin bir parçası olmasının inkâr edilmesi üzerine tekrar bir tartışma çıktı.Erkek kadının karısı olduğunda ısrar ediyordu.Her nasılsa tartışma yatıştı ve soyumuzun “Adil Bir’i” yasal olarak yapılan her evliliğe şahitlik için boru ve davul çalınmasını ferman buyurdu.

Yezidi Teslisi;Tavus-Yahveh-İsa

Yezidi Teslisi-Yahve-İsa-İslamSonunda melek Tavus,yarattığı soyumuz (Yezidiler ) için yeryüzüne indi ve birilerini bizler için kral ilan etti.

Bu krallar eski Asur Kralı Nisruç (ki o Nasır-ed-din’dir) ve Kamuş (o da, Sultan Fahr-ed-Din'dir) ve Artemus (ki, Sultan Şems-üd- Din'dir) adını taşıyorlardı. Bundan sonra iki kral tarafından yönetildik; birinci (224-272) ve ikinci Şapur (309-379) adlı. bu kralların yönetimi yüz elli yıl sürdü ve onların soyundan gelen Amir'lerimiz bizi bugüne dek yönetmişlerdir. Ama biz dört tanesinden nefret ettik.

İsa yeryüzüne indiğinde dinimiz “paganizm’di” (Çoktanrıcılığa dayalı putperest inanışlar).

Kral Ahab aramızdaydı.Ahab’ın tanrısı Baalzebub adıyla anılıyordu.Günümüzde biz onu “Pir Bap” olarak anıyoruz.Babil’de Bahtunasar adında bir kralımız vardı,diğeri olan Ahşuraş da İran’daydı bir diğeri de İstanbul^’da Agrikalus adındaydı.

Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar bize karşı savaştılar ve tanrının izniyle de boyun eğdiremediler ve onlara galip geldik.O bize ilk ilmi öğretti.Bu öğretinin ilki;

Yeryüzü ve cennet yokken resmen size yazdığımız gibi tanrı denizin üstündeydi.Kendisine bir tekne yaptı ve onun içinde Kunsiniyatta (Sır söz, muhtemelen sulardan olan evren),kendi kendisinden hoşlanarak seyahat etti.

Sonra bir Beyaz İnci yarattı ve onun üzerinde “kırk yıl” hükümranlık etti.Zamanla inciye kızdı ve onu tekmeledi ve onun çığlığından dağlar şekillendi,tepeler onun harikalarından, gökler ise dumanındandır.Tanrı göklere indi ve onu sağlamlaştırdı,sütunsuz inşa etti.Sonra yere tükürdü,eline bir kalem aldı ve bütün yaratılışı yazmaya başladı.

Başlangıçta,kendisinden ve kendi ışığından altı tanrı yarattı,yaratılışları bir ışıktan bir ışığın doğması gibiydi.Ve tanrı dedi ki;-“Ben,şimdi gökleri yarattım ve sizler de kalkın içinde bir şeyler yaratın!”

Bunun üzerine ikinci tanrı,indi ve güneşi,üçüncü ayı,dördüncü, göklerin kubbesini,beşincisi farg’ı (Venüs,sabah yıldızı),altıncı,cenneti,yedinci de cehennemi yarattı.Daha evvel söylediğimiz gibi bundan sonra da Adem ile Havva’yı yarattılar.

Ve bildiklerimizin ötesinde Nuh tufanından önce dünyada bir başka tufan daha vardı.Şimdiki soyumuz barışın kralı,onurlu bir kişi olan Naumi’den gelir.Onu Melek Miran diye çağırırız.Diğer bir soyumuz,babası tarafından horlanan Ham’dan gelir.

Gemi Musul’a beş fersah (30 km) mesafedeki Ayn Sifni köyünde durdu.İlk tufan Adem,Havva ve diğerlerinin soyundan olan Yahudiler,Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından alaya alındı.

Diğer yandan önceden de söylendiği gibi biz de yalnız Adem soyundandık.İkinci tufan soyumuz olan Yezidilerin üzerine gelmiştir.Sular kabarıp gemi yüzdüğünde,karaya doğru gitti ve bir kaya tarafından delindiği Sincar dağı üzerine geldi.Yılan,bir kek gibi şekil alarak deliği kapattı.Sonra gemi hareket ederek Cudi dağı üzerinde durdu.

Derhal yılan türleri arttı,insan ve hayvanları sokmaya başladılar.Sonunda yakalandı ve yakıldı. Küllerinden pireler oluştular.Tufandan bu güne kadar yedi bin yıl geçmiştir. Her bin yılda bir tanrının oturduğu yerden yedi tanrıdan biri dünyaya inerek devletler,yasalar ve kurallar koydular,sahip olduğumuz her kutsal yerde bizimle kısa süreli olarak kaldılar.

Son kez olacak bu gelişinde,önceki gelen tanrıların kaldığından çok daha uzun süre tanrı bizimle kalacak.Azizleri takdis edecek ve Kürt diliyle konuşacak.

Hatta O,Muaviye adlı hizmetçisi olan İsmail oğullarının peygamberi Muhammed’i,aydınlattı, O geldiğinde Muhammed doğru biri değildi ve ona baş ağrısı ile eziyet etti.Sonra peygamber, tıraş etmesini iyi bilen kölesi Muaviye’den başını tıraş etmesini istedi.O da aceleyle zorlanarak onu tıraş etti.Sonuç olarak tıraş ederken başını kesti ve kanattı,yere düşeceğinden korkan Muaviye,kanı diliyle yaladı.

Bunun üzerine Muhammed ;

“-Ne yapıyorsun Muaviye?” diye sordu.O da,”-Yere düşeceğinden korkarak kanı yaladım” dedi.

O da;

-“-Günah işledin Muaviye,senden sonra benim soyuma karşı çıkacak bir millete sahip olacaksın.”

Muaviye cevapladı;

“-Öyleyse dünya evine girmeyeceğim ve evlenmeyeceğim!”

Bir süre sonra tanrı Muaviye’ye bir akrep gönderdi ve onu ısırttı,yüzü yerinden çıkacak gibi şişti ve doktorlar ona “ölmesin” diye evlenmesini söylediler.Bunu işitince rıza gösterdi.

Ona çocuğu olmasın diye seksen yaşında bir kadın getirdiler.Muaviye karısını bildi ve sabahleyin bu kadın tanrının gücüyle yirmi beş yaşında bir kadın olarak ortaya çıktı.Sonra hamile kaldı ve tanrımız Yezid doğdu.

Fakat yabancı soylar,bu gerçekten habersiz olup,tanrımızın büyük tanrı tarafından horlanıp sürüldüğüne ve cennetten geldiğine inanırlar. Ona bu nedenle küfretmektedirler.Bunda hatalıdırlar.Ama biz Yezidi soyu,yukarıdaki yedi tanrıdan biri olduğunu bildiğimiz için öyle olmadığına inanıyoruz.Bu kişinin görüntüsünde ve biçiminde olduğunu biliyoruz.O sahip olduğumuz bir horoz şeklindedir.

Hiç birimizin onun adını,adını andıran Şeytan,Kaytan,Şer (kötü),set (nehir) ve benzeri sözleri ağzımıza almaya izni yoktur.

Ne de küfür anlamında Melun,Lanet,Nal (at nalı) ve benzeri sesleri veren kelimeleri,sözleri telaffuz etmemiz,tanrıya olan saygımız yüzünden yasaklanmıştır.

Bize hass (marul) haram kılınmıştır, çünkü kadın peygamberimiz olan Hasiye’nin adını anımsatmaktadır; kuru fasulye de haramdır, koyu mavi boya kullanmamız yasaktır; Yunus peygambere saygısızlık etmiş olmamak için, balık yememiz haramdır; Ceylanları da yemeyiz, çünkü onlar peygamberlerimizden birinin sürüsü olmuşlardır. Ayrıca, Şeyh ve müritleri, tavus kuşuna saygısızlık etmemek için, horoz da yemeyiz; çünkü tavus kuşu daha önce sözü edilen yedi tanrıdan biridir ve biçimi horozu andırır.

Yine, Şeyh ve müritleri, helvacıkabağı yemekten sakınırız. Bundan başka, ayakta işemek, ya da oturmuş haldeyken giyinmek, ya da Müslümanların yaptığı gibi helada taharetlenmek, ya da onların hamamlarında gusül etmek, bize yasaklanmıştır. Her kim bu yasaklara uymazsa kafir ilan edilir.

Diğer soylardan gelenler Tavus Melek’i sevmedikleri için bunları bilmezler.Bu nedenle O onları ne eğitir ne de ziyaret eder.

Tavus'un farklı bir temsili resmi

Yezidi tanrısı Tavus-Şeytan'ın bir şekliFakat O aramızda oturur,(Şeyh kılığında) öğretilerini,kurallarını ve babadan oğula sürüp giden gelenekleri bize

Teslim etti.Sonra Melek Tavus göklere döndü.

Yedi tanrıdan birisi bilge Süleyman’a bir sancak yaptı.Ölümünden sonra krallarımız onu teslim aldılar.

Tanrımız barbar Yezid (Emevi Halifesi Yezid) doğduğunda bu sancağı büyük bir saygı ile aldı ve soyumuza bağışladı.

Bundan başka çok eski ve kabul edilebilir olan sancaktan önceki bir dilde söylenilen Kürt dilinde iki şarkı besteledi.

Bu şarkının anlamı;

“Elhamdülillah kıskanç tanrı” dır.

Onu söylerken yürümeden önce zilli tef eşliğinde zurna çalınır.Sancak Yezid’in tahtında oturan emirimizde kalır.Uzağa gönderildiklerinde Kavvallar,eski Asur tanrısı Nisruç-Şeyh Nasıreddin’i temsilen şey,büyük general ve emirin yanında kalır.

Sancakları kendi yöresinden olan Kavval eşliğinde biri Halataneye,biri Halep’e,biri Rusya’ya ve birisi de Sincar’a gönderilir.

Bu sancaklar,kavvallara antlaşma yapılarak teslim edilir.Sancaklar gönderilmeden önce Şeyh Hadi’nin türbesine,ilahiler ve danslar eşliğinde vaftiz edilmek üzere gönderilirler.Sancağı teslim alan herkes Şeyh Hadi’nin türbesinden bir miktar toz alır.Onu nohut büyüklüğünde yuvarlak parçalar haline getirerek yolculuk esnasında karşılaştığı insanları kutsamak için onlara verir.

Bir kasabaya yaklaşıldığında kavval ve sancağı karşılayarak onurlandırmak için önden bir çığırtkan gönderir, iyi elbiseler içinde buhurlar taşıyarak hepsi etrafında dönerler.Kadınlar hep birlikte hoşa giden şarkılar söylerler.Kavval onu durduran kimseler tarafından eğlendirilir. Geri kalanları durumlarına göre gümüş hediyeler verirler.

Bu dört sancağın dışında tümünü yediye tamamlayan diğer üç sancak daha vardır.Bunlar kutsal yerde iyileştirmek amacıyla tutulurlar.Bunlardan ikisi Şeyh Hadi ve üçüncüsü de Musul’dan dört saat kadar uzakta olan Bahazeni köyünde kalır.Her dört ayda bir bu kavvallar seyahate çıkarlar.Birisi emirin nezaretinde seyahat eder.Her yıl birbirine benzemeyen bir düzen içinde seyahat ederler.

Her dışarı çıktıklarında gezginler kendilerini sumakla ekşitilmiş bir su ile yıkayıp yağ ile vücutlarını yağlarlar.Kendisine ait bir odası bulunan her put için bir lamba yakılır.Bu sancağa yakışan bir yasadır.

Yeni yılımızın ilk günü olan Sersalie yılın başlangıcıdır.Nisan ayının ilk haftasının ilk Çarşambasına denk gelir.O gün her evde et bulunmalıdır.Zengin olanlar öküz veya kuzu keserken fakir olanlar bir piliç veya benzerini kesebilirler.Bu etler yeni yılın ilk günü olan Çarşamba gününün akşamı pişirilmelidir.Gün bozulursa yiyecek kutsanmalıdır.

Yılın ilk günü ölmüşlerin ruhuna mezarları başında sadakalar verilir.

Bu günlerde küçük ve yetişkin kızlar toplanarak kırlardan kırmızı renk içeren çiçekler toplarlar.Üç gün boyunca evdeki insanların kutsandıklarını göstermek amacıyla kapılarına asarlar.Sabahları bütün kapılar kırmızı zambaklarla süslenmiş görünür.Kadınlar kapılarının önlerinden geçen ihtiyaç içindeki insanları mezar başında yapıldığı gibi doyurur. Kavvallar,ellerinde teflerle Kürtçe şarkılar söyleyerek mezarlığa giderler.Böyle yaparak para kazanırlar.

Yukarıda bahsedilen Ser Saile gününde (her yıl emirle ayarlanan),tanrıya komşu olacak kumanda eden bilgelere ilahiler ve şarkılar eşliğinde doğrulacak ondan önce her üzerine kabak fırlatılma bayramından hoşlanacak olan tanrı tahtında oturduğundan müzik aletleri çalınmaz.

Tanrı onları kendi mührüyle mühürler.Ve büyük tanrı,aşağıya inen tanrıya mühürlü kararını verir.Bundan sonra ona takdir ettiği kadarıyla güçlerini bahşeder.Tanrı,ibadet,oruç ve yardımseverlik gibi şeyleri tercih eder.Seyideddin gibi putlardan birisine ibadet etmek oruçtan daha iyidir.Oruca uygun olmayanlar, kış veya bahar aylarında oruçtan kırk gün sonra bir Köçeğe (*1) ziyafet verirler.Eğer köçek,”bu eğlence,sancağa verilen bir zekattır” derse, ona oruçtan muafiyet verilmez.

Eğer,herhangi bir vergi mükellefi yıllık aşar vergisini zamanında ödemezse, hasta oluncaya veya ölünceye kadar kamçılanır.Halk,köçeğin parasını,Yezidilerin soylarını korumaya yemin etmiş yılın adamının Roma ordusuyla savaşması için ödeyeceklerdir.

Her Cuma günü bir puta sunar gibi hediyelerini getireceklerdir.Bir hizmetçi,köçeğin evinin çatısındanPeygamberin oruca çağrısıdır” diye zamanında bağıracaktır.Herkes çağrıyı işittikleri an saygı ve hürmetle ve saygıyla dinleyecek,oldukları yerdeki toprağı veya taşı öpeceklerdir.

(Çatıdan yapılan çağrı-Bilal-ı Habeşi’nin çatıdan okuduğu ilk Ezan ve onu hürmetle dinleme ve secde ile toprağı öperek ibadet.Hepsi İslam’ın şartlarıdır.)

Kavvalın yüzünden jilet geçirmemesi için bu bizim yasamızdır.Evlenme çağında olanların, Koçağın (Köçeğin) evinden alınan bir somun ekmeği gelin ve damat arasında tam ortasından kesilerek bölünüp paylaşılmasıyla yapılan evlilik geleneğimizdir.

Çift,evliliklerinin kutsanması için ekmek yerine Şeyh Adi’nin türbesinden bir parça toz yerler. Yılın ilk ayı olan Nisan ayında evlilik yasaklanmıştır.

Bu kural kavvallara uygulanmaz.

Uygun olmayan kişi kavvalın kızıyla evlenemez.(Kast sistemi)

Herkes kendi sınıfından olanla evlenmek zorundadır.

Fakat emirimiz istediği sınıftan sevdiği herhangi birisiyle evlenebilir.

Yezid Tavus'un farklı bir resmi

Yezidi Allah'ın Tavus'un değişik bir temsiliUygun olmayan kişiler 10 ile 80 yaşları arasında evlenebilirler.Bir yıl bir kadınla evlenen gelen yıl bir başka kadınla evlenebilir.Damat ve gelin arzularına göre geçtikleri yerlerde kutsal emanetlerin bulunduğu bir yeri,herhangi bir putu,eğer Hıristiyan kilisesinden geçerlerse orayı ziyaret edebilirler.

Damadın evine gelindiğinde,damat hakimiyeti altında olan kadına küçük bir taşla vurmalıdır.

Bundan başka bir somun ekmek gelinin başı üzerinde kırılmalı,yoksulluğu ve düşkünlüğü sevebilmesi için azar azar yemelidir.

Hiçbir Yezidi Cuma ve Çarşamba akşam ve sabahlarında eşiyle yatamaz.

Bu emre karşı gelen herkim olursa olsun kafirdir.

Bir adam komşusunun karısını,veya eski kendi karısını veya kız kardeşini veya annesini çalarsa ona başlık ödemek zorunda değildir.Çünkü o bir ganimet sayılır.

Kızlar babalarının miraslarından yararlanamazlar.

Genç bir kadın bir dönüm arazi fiyatına satılabilir.

Eğer evliliği ret ederse,kendi emeğiyle kazandığı bir miktar parayı babasına fidye olarak ödemek zorundadır.

Aslında bir çok gizli-açık anlatılan hikayelerle sürüp giden . Kitab-ı Reş’in burada sonu gelmiştir.

Türkçe’ye Çeviren:

Alaeddin Yavuz.

Sacred Books and Traditions of the Yezidiz, by Isya Joseph, [1919], at sacred-texts.com

http://www.sacred-texts.com/asia/sby/sby11.htm

4-Destanla İlgili Açıklamalar;

Önce kitabın adından başlayalım.

Mushaf” sayfalar halinde yazılmış kitap” demektir.Önceden kitaplar rulo halinde yazılırdı.Adının Kara Mushaf olması da diğer dinlerce lanetli olan “şeytanın” Yezidilerce tanrı edinilmesi ile bağıntısı ortadadır.Ayrıca Talmud gibi sır öğretiler barındırdığı inancı da yaygındır.Okuduğunuz bölüm Yezidilerin öğrenilmesine izin verdikleri kadarıdır.

Şimdi de Köçekler ve halk oyunları üzerine olan görüşlerimizden sonra içeriğini biraz didikleyeceğiz.;

(1*)Kôchaks (Köçekler)-(Çevirmenin notu)=Destan metninin İngiliz dilinde yazılmasından dolayı,bu dilde “Ö,Ü,Ç,Ş” sesleri bulunmaz. Bu yüzden tercüme sırasında Türkçe’yi iyi bilmeyen veya Anadolu kültürlerini iyi tanımayan tercümanların çevirilerinde ve bunların anlaşılmasında zorluklar ortaya çıkmaktadır.Yezidi kültüründe geçen bir çok olay eski Şaman,Gök Türk dini gibi Türk ve diğer kavimlerin kültürlerinde de vardır.

Örnek olarak Sibirya boyunca,Kazak Türklerinden Yakut Türklerine, oradan Hindistan’a kadar sabahın ilk ışıklarının yayılmaya başladığı tan vaktinde insanların,kapalı yerlerde veya çoğunlukla tabiata çıkarak,namazda olduğu gibi veya yüzükoyun yere uzanarak secdeye varmak suretiyle “ışık öpme” ardından göklere avuç açarak yardım dileme merasimlerine tanık olursunuz.Kızılderililerden Eskimolara kadar bu inanç her yerde vardır.

Yezidilikte “Kôchaks” olarak yazılan bu kelimenin seslendirilmesi “Köçeks “ şeklindedir.Ancak bazı çevirmen arkadaşlar bunu “Kochaks” şeklinde yazılmasından etkilenerek “Koçak” olarak çevirmişlerdir.Bu adın ifade ettiği dini kişilikler aslında Zonguldak,Bolu,Kastamonu,Sinop dolaylarında düğünlerde,ellerinde tefle,zille kadın eteği giyip oynayan “Köçeklerle” aynı işi yapmaktadır.

Yezidiler her ne kadar Kürt’seler,Kürt dilinin Fars-İran dilinin bir kolu olması,Türkçe kökenli kelimelerin,dilin %60’nı geçmesi göz önüne alındığında destanda geçen ifadeleri Türk dilinde düşünmemiz yerinde olacaktır. Yani,Koçak yerine “Köçek” demek doğru ifade olacaktır. Destandaki Sancak adı da Türkçe’den geçmedir.

”Çingene çalar Kürt oynar” deyişimizin kökeni de Kürt Yezidileri tanımlamaktadır.Bunların ibadeti de,eğlencesi de her şeyi “çalıp oynamak” üzerinedir.

Çalıp oynamak her millette olduğu gibi Türklerde de yaygındır.Örneğin Atatürk’ün sevdiği türkülerden biri olan “Manastırın* Ortasında “ türküsüne bir göz atalım;

“Manastırın ortasında,

Var bir havuz,canım havuz,

Bu yurdun kızları hepside yavuz,

Biz çalar oynarız.!!!”

*Manastır,Atatürk’ün askeri okula başladığı Trakya’da, Makedonya’nın ikinci büyük şehrinin adıdır.

Memleketimizin hangi yöresine giderseniz gidin ilk göreceğiniz “Halk oyunları” ile ilgili tasvirlerdir.

Bu gün “Mit” olarak adlandırılmış bütün kültürler aslında birer dindiler ve neredeyse hepsinde ibadet “günlük yapılan işlerin” müzik eşliğinde taklit edilmesine veya tanrıyı temsil eden dört kutsal hayvanın (Öküz,kartal,Aslan ve İnsan) davranışlarını andıran hareketleri taklit etmek üzerinedir.

Günümüzün halk oyunları İslamiyet öncesinin “ibadet şekilleriydi.”.Bu yüzden bir onur, asalet,yücelik içermektedirler.Günümüzde çıkarılan,Hip-hop disko kültüründen türeme, breakdanslar,Kolbastı gibi saçmalıklar kültür erozyonunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ama Kürt Yezidiler,büyük devletlerin destekleri ile “Kürtçülük” konusunda terör örgütü ve destekçileri olan sivil toplum örgütleri ile iç içe girdiler.

Okuduğunuz mit,destan veya kutsal kitap “Kürtçülüğün İlmihali” dir.

Televizyonlardan sinemaya bütün eğlence kültür boşuna mı onların ellerine geçti?

Washington DC'de Ermenilerin Türklerle

Kurdukları Mavi Boncuk NUR Mason Locası

1915’e kadar Osmanlı’yı sadece Ermeniler arkadan vurmamış.Suudi Vehhabiler bile iyi kötü öğretilirken bu Yezitler ve Süryaniler hiçbir şekilde bizlere öğretilmedi ya da biz görmedik.

Çünkü,bunlar bu gün “Sünni-Nakşibendi Kürtlerin arasına “Nurculuk” ile karışmış,devletin başındadırlar.Arkalarında İngiltere-Rusya Osmanlıya resmen meydan okuyorlar.

Devamı var


ALEADDİN YAVUZ


http://keykubat.blogcu.com/deliuzzamanin-yezidi-ermeni-vatikan-kokenleri-1/9784447

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-1-

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-2-

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-3

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-4

gürcistan azınlık raporu;yezitler ve süryaniler

Norşin Kürtçe Değil Ermenicedir

masonlaştırılan dinler ve siyasi iktidarlar

Fethullah ermenidir

Kürt Yahudileri. Bunlar da son bir asır içinde ya Sünnî, ya Alevî görünerek araziye uymuştur. Kürt yahudileri ve barzaniler



Gönderen Yönetici . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu:
Forum kodu:

Recent Comments

Hava Durumu

Güncel Döviz, Altın Fiyatları

altın fiyatları altın

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2016 Tarafsız Haber..