nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-2-

OSMANLI ORDUSUNA KATILMAYAN YEZİDİLERİN GEREKÇELERİ

Batıda vicdani redde öncülük eden dini tarikatların çıkışlarına benzer bir çıkışı Osmanlı döneminde Sincar (Musul-antik Ninova bölgesinde bir kasaba) bölgesinde yaşayan Yezidi Kürtler yapmıştır. Türkiye topraklarında vicdani ret konusunun ilk kez gündeme gelmesi Kore savaşı sırasında olduğu söylense de, yeni bulgular ışığında dinsel nedenlerden dolayı Osmanlı ordusuna hizmet etmeyi ret eden ve gerekirse bunun karşılığında vergi ödemeyi kabul eden ilk Kürt Yezidilerdir. Osmanlı hükümeti Yezidileri ilk defa 1847 yılında askere almak istemiştir. Ama Osmanlıların bu girişimleri İngiliz büyükelçisi Sr. Stratford Canning tarafından engellenmiş ve Yezidilere inanç özgürlüğü bir fermanla tanınmıştır. 1847 yılında tanınan inanç özgürlüğüne rağmen Osmanlı Sultanı II. Abdülaziz, ordu kumandanı Muhammed Tahir Beyi İstanbul’dan Musul’a gönderip, Yezidilerden 15.000 askerlik takviye gücü sağlamasını emretmiştir.

Berlin Kraliyet Kütüphanesi[1]nde bulunan bir elyazmasında[2], Yezidi Kürtler, Osmanlı ordusuna hizmet etmeyeceklerini 14 maddelik bir deklarasyonla açıklamışlardır. El yazması, 1873 tarihinde yazılmış. O dönemde Osmanlı toprakları içerisinde bulunan Laleş vadisinde yaşamlarını sürdüren Yezidi Kürtler, Osmanlı Sultanına iletilmek üzere kaleme aldıkları ve kendilerinin neden askerlik yap(a)mayacaklarını açıklayan 14 maddelik yazılı deklârasyonu; Jeramias Schamir, Kürtçeden Arapça çevirisini yaparak Berlin’e göndermiş. Jaramias Schamir el yazmasında, 1861 yılında, 31 yaşında Osmanlı tahtının başına geçen, Mahmut’un ikinci oğlu II. Abdülaziz tarafından, Osmanlı ordusunun komutanlarından Muhammet Tâhir Beyi, Yezidi Kürtlerin askere alınması için görevlendirdiğini belirtikten sonra olayı şöyle anlatır;

1861 yılında Osmanlı tahtına oturan II. Abdulaziz , komutanlarından Muhammet Tâhir Beyi İstanbul’dan Musul’a gönderdi. Musul’a yakın bir yer olan Sincar Dağlarında yaşayan Yezidi Kürtlerin Osmanlı ordusuna askerlik yapmaları için bir ferman hazırlamıştı. Sultan II. Abdülaziz tarafından görevlendirilen Tahir Bey, bu fermanı Musul’a çağırdığı Yezidi ileri gelenlerine okudu. Askere alınacak olanların sayısı 15 bini bulmaktaydı. Tahir Bey, Yezidi ileri gelenlerine 10 günlük bir süre tanırken bu süre zarfında 15 bin Yezidi vatandaşın Osmanlı ordusuna katılmasını emretti. Yezidi ileri gelenleri bunun üzerine kendilerine tanınan süre zarfında kendilerinin neden Osmanlı ordusuna askerlik hizmeti yapamayacaklarını bir deklârasyon hazırlayarak Tahir Beye ilettiler. Yezidi Kürtlerin hazırladığı 14 maddelik deklârasyonda şunlar yazılıydı:

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-1-

nurculuğun kökenleri :deliüzzaman'ın kökenleri!-2-

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-3

deliüzzamanın yezıdı ermenı vatıkan kokenlerı-4

gürcistan azınlık raporu;yezitler ve süryaniler

Norşin Kürtçe Değil Ermenicedir

masonlaştırılan dinler ve siyasi iktidarlar

Fethullah ermenidir

Kürt Yahudileri. Bunlar da son bir asır içinde ya Sünnî, ya Alevî görünerek araziye uymuştur. Kürt yahudileri ve barzaniler



Biz, Yezidiler aşağıda sıralanan dini nedenlerden dolayı Osmanlı ordusuna hizmet edemeyeceğimizi bildirmek istiyoruz! Bizler, Süryani ve Yahudiler gibi, orduya asker vermek yerine vergi ödemek istiyoruz. Bunun dışında birçok neden askerlik yapmamızı engellemektedir. Bunların bir kaçını size 14 madde halinde sıralıyoruz.

Madde 1.
Dinimize göre, yediden yetmişe, büyükten küçüğe her üyemiz, ister genç olsun, yaşlı olsun, kadın olsun, kız olsun yılda üç kere Jülyen[3] takvimine göre; ilk olarak nisan ayının başından sonuna değin, ikinci kez eylül ayının başından sonuna değin, üçüncü kez de ekim ayının başından sonuna değin kutsal varlıklarımızdan Melek Tavusu[4] ziyaret etmez zorundadır. Eğer bu gerçekleşmezse dinsiz sayılmaktadır.

Madde 2.

Jülyen takvimine göre 15-20 Eylül tarihleri arasında yediden yetmişe, küçükten büyü e, genç olsun, yaşlı olsun her üyemiz, kutsal Laleş’de bulunan kerameti bol ilahımız Şeyh Adi İbn Musafir [5] türbesini ziyaret etmek zorundadır. Dinimize göre bu kutsal görev gerçekleşmezse kim olursa olsun dinsiz sayılır.

Madde 3.

Yezidi olan her kimse, her gün güneşin doğuşunda[6] ve batımında Müslüman’ın, Hıristiyan’ın, Yahudi’nin veya her hangi dine bağlı olan birinin olmadığı bir yer bulup ona ibadet etmelidir. Bu olmazsa kafir sayılır.

Madde 4.

Yezidilerin dini bir vecibesi de her ferdin, biri erkek iki ahret kardeşi(ahretlik) seçmesidir. Ahret kardeşleri birbirine her bakımdan yardımcı olurken, her gün birbirini ziyaret etmek zorundadır. Her kişi Mehdinin hizmetkarının ve şeyhinin ya da pirinin elini öpmek zorundadır Bunu gerçekleştiremeyen her Yezidi dinsiz sayılır.

Madde 5.

Dinimize göre kabul görmeyen ve hemen cezalandırılan olaylardan biride; bir Müslüman sabahleyin kalkıp namaza başlamadan önce De ki: “Sığınırım ben , insanların Rabbine - olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım”[7] demesidir. Bizlerden biri bunu duyar, hemen onunla beraber kendi canına kıymazsa, bizden biri değil, dinsiz sayılır.

Madde 6.
Dinimizden biri ölmekte iken yanında ahret kardeşi ya da şeyhi ya da piri ya da kavallardan biri olmazsa ve ona şu üç cümleyi, Ey Tavusu Meleğin hizmetkarı, sen inandığımız din, saygıdeğer Tavus-u Meleğin dinine bağlı olarak öleceksin.; bundan başka bir inanca bağlı olarak de il. Eğ er Müslüman dininden, Hıristiyan dininden, Yahudi dininden ya da Melek dininin dışında herhangi bir dinden birisi yanına gelirse, doğruyu söyleyeceklerini sanma, onlara sakın inanma. Eğer onlara inanırsan ve inandığımız yüce Tavus-u Meleğin dininden başka bir dine inanarak ölürsen kafir olarak ölmüş olursun söylemezse, kafir olarak ölür.

Madde 7.

Bizden herkes, Şeyh Adinin kutsal ve gizemli türbesinin bulundu u yerdeki topraktan biraz alıp her sabah yemelidir. Yoksa dinsiz sayılır. Eğer ölen birinin yanında bu kutsal topraktan yoksa ve ölmeden önce bu topraktan biraz yemezse bizden de ildir.

Madde 8.

Bu madde oruç ile ilgilidir. Dinimize bağlı herkes, oruç tutmak isterse, evinde oruç tutar. Bizde, aralık ayında üç gün tutulan oruç[8] yabancı yerlerde de il, kendi toprakları üzerinde tutulmalıdır. Bizden herkes, oruca her sabah şeyhinin ve ya pirinin evinde başlar. Orucun sonunda pir veya şeyh tarafından sunulan kutsanmış şarabı içerek orucunu bozar. Eğer bu şaraptan iki-üç bardak içmezse orucu kabul edilmez ve kafir sayılır.

Madde 9.

Eğer bizden biri başka bir ülkeye gider ve orada bir yılı aşkın bir süre kalıp tekrar geriye dönerse tekrar eşiyle birlikte yaşayamaz. Bizden olan biri de ona kızını vermez. Eğer buna karşı gelip kim kızını verirse dinsizliği seçmiş olur.

Madde 10.
Dördüncü madde de belirttiğimiz gibi her Yezidi dini vecibeleri nedeniyle bu dünyada iki ahret kardeşi seçer. Bunlardan biri erkek kardeşi, di eri ise kız kardeşi olur. E er bizden biri yeni bir gömlek diktirmek isterse bu gömleğin yakasını ilk olarak ahret kardeşi olarak seçtiği kız kardeşi açmak zorundadır. Bunun aksi bir durumda gelişmesi halinde o kişi bizden değildir.

Madde 11.

Eğer bizden biri yeni bir gömlek diktirmek veya yeni bir elbise giymek isterse onları kutsal Şeyh Adi türbesinde bulunan kutsanmış suda yıkaması gerekir, aksi taktirde bu suda yıkanmadan giyilirse, giyen dinsizleşir.

Madde 12.

Bizler, dini vecibelerimiz yüzünden rengi koyu mavi olan elbiseler kesinlikle giymeyiz. Biz, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan veya başka dinlerden olan insanların tarağı ile saçlarımızı asla taramayız. Asla kendimizden olmayan birisinin tıraş bıçağı ile tıraş olmayız. Ancak Şeyh Adinin türbesinin yanındaki kutsanmış suda yıkarsak kullanabiliriz. Ancak o zaman aynı tıraş bıçağını kullanabiliriz. Eğer bunu yapmadan kullanırsak dinsiz oluruz.

Madde 13.

Biz Yezidiler, kendi dinimizin dışında kalan insanların kullandığı helayı, hamamı veya buna benzer ortak kullanılan umumi yerleri kullanamayız. Onlara ait kaşıkla yemek yiyemeyiz. Onlara ait bardaktan içemeyiz. Aksi halde dinimize ihanet etmiş oluruz.

Madde 14.

Diğer dinlerdeki yiyeceklerle bizim dinimizin yemeye müsaade ettiği yiyecekler[9] arasında büyük farklılıklar vardır. Mesela; biz et, balık, kabak, bamya, lahana, marul yemeyiz. Hatta marulun yetiştirildiği yerde bile kalmamıza müsaade edilmez.

Yukarıda sıraladığımız ve buna benzer nedenlerden dolayı askerlik hizmeti yapamayacağımızı bildirmek istiyoruz.

İmzalayanlar:

Yezidilerin Sincan bölgesi ruhani reisi Şeyh Nâsır,

Sincan Yezidi Şeyhi Hüseyin Bey,

Mâm Reşân Köyünün ruhani reisi Pir Süleymân

Hatârah Köyünün ruhani reisi Eyüp,

Beybân Köyünün ruhani reisi Hüseyin,
Dahkan Köyünün ruhani reisi Hasan,

Huzran Köyünün ruhani reisi Numo,

Bakasra Köyünün ruhani reisi Ali,

Basika Köyünün ruhani reisi Gamo,

Kasaba Köyünün ruhani reisi İlyas

http://www.aleviweb.com/forum/archive/index.php/t-4771.html

Bu linklerden de faydalanabilirsiniz.;

http://turkce.kurdistan-aktuel.org/roportaj/5021-profdr-lhan-kizilhan.html

http://www.bilgininefendisi.net/forum/index.php/topic,32464.0/imode.html

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/773/9852.pdf

Topal Molla,Humeyni,Fethullah Gülen başlıklı eski bir yazımdan alıntıdır.1512’de keşiflerin tamamlanması sonucu dünyanın idaresi önce Portekiz ve İspanyolların ellerine geçmişti.Manş Denizinde İspanya-İngiltere arasında yapılan 1568 Armada Savaşlarının galibi olan İngiltere dünyanın hakimi olmuş,artık kendi emellerine uygun şekilde toplumların inançlarından devletlerinin sınırlarına kadar düzenlemelere başlamıştır.Bu düzenlemelerin başında Hicaz Araplarına Vehhabilik İslam’ını kabul ettirmesi başlangıç noktalarının en önemlisidir.

Yezidi Kürt aşiretlerinin,Osmanlı’ya “çöküş” döneminde “İngiltere’ye dayanarak” 1847 yılında yani, Arkeolog-iş adamı,gelecekte Osmanlı Bankasının kurucusu Henry Layard’ın,Sümer kazılarından elde ettiği tabletlerin tercümesinden,bölgenin Yezidi Kürtlerini “Sümerliler” zannetmesi ile İngiltere tarafından “keşfedilen ve devlete karşı kışkırtılmaları sonucu yaptıkları bu ihanetler,arkası kesilmeyen isyanlarla ve önce ailesinin sonra Müslüman dünyasının başının belası olacak olan 1876-78 doğumlu “Müslüman maskeli bir başka Yezit Said-i Kürdi’nin doğumu ile sürecektir.

Said’in doğduğu asırda ,1850’lerde Bahailik,1900’lerde Nurculuk,Mısır’da Efganilik yanında Prens Sabahattin’in Liboşlukları,İngiliz Manda yanlıları,Genç Türkler gibi siyasi akımlar da takip edecektir.

Atatürk’ü Filistin planı (İsrail) için yönlendirmeyeceğini anlayan İngiltere(1937),İsmet paşayı onun yerine deneyecek;1. Dünya savaşı'na sokulmak istenecek,adalar ve güneyde ise kayıtsız kalması sağlanacaktı. İsrail'in kurulmasına Türkiye Rus tehdidine yönelik olarak kutuplaşmada sadece İşgal altında olan toprak diyerek kayıtsız kalacaktı.İngiltere'nin Atatürk döneminde çıkarttığı 26 Kürt ve o kadar bölücü-gerici isyanın içinde “nazari –fikri emeği” olan Musul ve Kerkük’ü borçlu olduğu,asıl sevgilisi Said-i Kürdi’nin köyünün adıyla çıkaracağı Nurculuk,bütün Müslüman İngiliz ve Amerikan sömürgelerinde 1950 sonrası okutulacak,Said-i Kürdi tanrılaştırılacaktır.

Bunu son aşaması da Fethullah Gülen hareketi olacaktır.Şimdi Vehhabilik.

6-İSLAM'A İLK YABANCI DÜZENİ;İNGİLİZ MODELİ İLK ILIMLI İSLAM=VEHHABİLİK

İslamı ılıtmada ilk etkili faaliyet;

Yahudi kökenli Vehhabi Kralı Fahd ve Vatikan Papası

en yakın işbirlikçileridir

İslam'a açıkça çekinmeden ilk şekil vermeye girişen İngiltere’dir.İngiliz casusu Hemper’in Kars’ta Ahmed adlı bir şeyhin yanında İslamiyeti öğrendikten sonra Basra’ya (Irak) “Müslüman olmuş bir İngiliz" şahsiyetinde gittiğinde tanıştığı,Mehmed bin Abdülvehhab isimli iyi niyetli,İslami bilgisini arttırmak için Mekke’den ailesi tarafından eğitim amacı ile gönderilmiş,Necef'li bu genç adamı sapıttırması ile başlayan ve 1738 yılında İngiliz hükümetinin maddi destekleri ile Mekke’li Suud ailesinin işbirliği sayesinde“Vehhabilik” tarikatını ilan etmesi ile İslam’da en büyük kırılma veya "Yeni İslam Modeli " bu günkü adıyla "İlk Ilımlı İslam" işlemi Haçlı zihniyetince başarılmıştır.

Bunlar daha sonra İngiliz sermeyesi ile güçlenecek,Medine'de 1789 yılında Hz.Muhammed'in mezarını "Putperest Türkler mezara gelip mum yakıp bez bağlıyorlar" gerekçesiyle top atışı ile yok edeceklerdir.Osmanlı bunu onaracaktır.

Bir parantez açarak da,Vehhabi'lerin bu olayı Cumhuriyet ilan edildikten,Arapların Osmanlı'dan ayrılmalarından sonra Atatürk zamanında da tekrar ettiklerini Avrasya Tv'de yapılan bir yayında,Prof. Nevzat Yalçıntaş;

"1930’lu yıllarda Suudilerin Peygamber Efendimiz’in kabrini yıkmak istediğini, bunu önleyen kişinin ise Atatürk olduğunu açıkladı. Prof. Yalçıntaş, Atatürk’ün olayı duyar duymaz Suudilere “Eğer siz resulün bir taşına dokunursanız, biz de aşağıya ineriz” ifadelerinin yer aldığı ağır bir telgraf çektiğini belirterek gündeme taşıdığını belirteyim.Sıra Mekke'ye de gelmiş,ancak Kabe top atışlarından bu Vehhabi isyancıların ve Mekkeli Sünni Arapların da desteği ile def edilmiştir.Ancak 1900'lere doğru geldiğimizde ortaya çıkacak olan İngiliz yüzbaşısı Lawrence Vehhabilerin askeri örgütleme işini de tamamlayacaktır.

İki yıl önce yıkılıp turistik otel yapılan o meşhur Ecyad Kalesi de Kabe'yi bu İngiliz uşağı Vehhabilerin saldırısından korumak için yapılan kaledir.

Onun otel yapılması da Osmanlı'dan 1789 yılındaki bozgunun "öcünün alınmasından" başka bir şey değildir.

Bu kırılma daha sonra Osmanlı’da 1900’lerde “Türkçülük” akımının doğmasına ve Arapların İngilizlerle birleşerek Vehhabi olan Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in 80.000 kişi ile katılıp Türk askerini içeriden vurması ile Osmanlı’ya son darbeyi 1917 Süveyş Kanalı Savaşlarında vurması ile son şeklini alacaktır.

Hitler’in zulmünden kaçarak ülkemize sığınan ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan, Yahudi asıllı büyük bilgin Prof.Dr.Neumark, öğrencilerine şunları söylemişti: “Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etti… Vahhabiliği kuranlar İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır. Batı, her yerde İslamiyeti sapık inançlara kanalize etti.”

Luti Vehhabi Suudi Kralı Fahd

Mustafa Karaca, Kasım 2005’te, Nokta Kitap Yayınları arasında çıkan “Evanjelizm Ve Vahhabilik” adlı eserinde şu değerlendirmeleri de yapmaktadır:

“Arap dünyasını Osmanlı’dan koparmak isteyen İngiltere, önce Vahhabi akımını teşvik etti. Daha sonra, Mekke Şerifi Hüseyin’e Ortadoğu’da kurulacak büyük Arap devletinin liderliğini vaad ederek kandırdı. Şerif Hüseyin’in İngilizler ile pazarlıklarını oğlu Emir Faysal yürütüyordu. Sonunda Şerif Hüseyin hiçbir şey elde edemedi. Kıbrıs’ta sürgünde öldü. Büyük Arap Devleti de kurulmadı. Şerif Hüseyin hatıratında İngilizler ile işbirliği yapmaktan pişman olduğunu yazdı (s.97).

Ardından "Mecidiye altını" olarak aldıkları maaşları yutmuşlardır diye Türk askerlerinin karınları yarılarak bağırsaklarında "Mecidiye altını" arayacaklardır.Vehhabiliği İran’da bir diğer İngiliz ajanı Molla takip edecek,”dört dini” birleştirerek yeni bir din yaratacaktır.Akka şehrinden İngiltere Kraliçesine övgüler dizecektir.


7-BAHAİLİK (Nurculuk)

(Baha=Allah’ın görkemi-Allah’ın Nuru” demektir.)

Bahaullah kendini "Allah" ilan etti.

Aslında "Deliyullah-Allah'ın Delisi)

23 MAYIS 1844’de İran Şiraz kentinde Seyyid Ali Muhammed Bap (Kapı) bütün Müslüman dünyasının beklediği Mehdinin kendisi olduğunu ilan etmiştir.Binlerce kişi ona itaat ederek Babi oldu.

İran’da dini bütünlüğü bozduğu ve halkın inançlarını suistimal ettiği gerkçesiyle 1850’de Tebriz’de kurşuna dizilmiştir.Yerine yakın müritlerinden Mirza Hüseyin Ali el-Mazendarani en-Nuri“Bahaullah” adıyla vekil oldu.1852’nin 15.Ağustosunda ’de Nasıreddin Şah’a düzenlenen süikas ile Bahailer ilişkilendirilince inanç mensupları ağır baskılar altında kaldılar.Bu baskılar sonucu,Hüzeyin Mirza Siyah Çal adlı bir zindanda kaldı.Kaçar Hanedanı ile Osmanlı arasındaki görüşmeler sonucunda Bağdat’a sürgüne gönderildi.

1854’de Süleymaniye Kürtlerinden davet gelmesi üzerine yakınları ve adamları ile gizlice,İran kaynaklı Nakşibendi tarikatının bir kolu olan Sufilik inancına sahip Kürt bölgesine gitti.Yolda eşkiyalar tarafından bazı arkadaşları öldürüldü.

Onun çok güzel el yazısı olduğundan dolayı “okuryazar olmayan cahillerde” bulunan kutsal kişiliğe sahip olmadığı söylenildi.

Sözde Kürdistandayken,kendisinin görevinin kutsallığını anlatmak için Sufi tarzında “Bülbüle Övgü” adlı şiirini Arapça olarak yazdı.Bahaullah,iran’ın Sünni,Sufi Kürtleri üzerindeki etkisini bildiğinden onlarla bağlantısını kesti.Baban aşireti ile iyi ilişkilerini sürdürdü.

Alıntı yapılan yazar;Juan R.I.Cole-Mişigan Üniversitesi Tarih Bölümü

http://www-personal.umich.edu/~jrcole/bahabio.htm

1863’de beklenen Bab’ın kendisi olduğunu söyledi.1868’de İran’ın İstanbul Büyükelçisi Mirza Hüseyin Han’ın baskıları sonucu Bağdat’tan Edirne’ye getirilen Mirza,beş yıl sonunda bazı yandaşları ile bu günkü İsrail Hayfa şehri yakınındaki antik Akka şehrine sürgün edildi,yandaşlarının bir kısmı da Kıbrıs’a gönderildi ve burada yaşadığı hapis hayatı 1876 I.Meşrutiyetin ilanı ile sona erdi.

1868-69’da İngiltere Kraliçesine ülkesindeki demokratik sistemi öven bir metin kaleme aldı.İran şahı ve II.Abdülhamit’i baskıcı uygulamalarından dolayı eleştirdi.1873’de meşhur kitabı Kitab el Akdas’ı yazdı.İran’da bir gün demokrasinin kendiliğinden ortaya çıkacağın kehanetinde bulundu.

1892’de Akka’da öldü.Hayfa şehri bu gün Bahai inancının merkezi haline geldi.

En Kutsal Kitap, Akdes Kitabı), İkan Kitabı [Kitab-ı İkan-kan, Arapça'da kesin bilgi demektir(ikan, yakin, yakinen vb.)], Saklı Sözler (Kelimat-ı Meknune), Kurdun Oğlu Risalesi gibi kitaplardır. Bahailer, tüm dinlerin Kutsal Kitaplarının, Tevrat, İncil, Bhagavad Gita ve diğerleri) tek bir sistemin parçaları ve insanlığın ortak dinsel mirası olduğuna, kutsallıklarını yitirmediğine inanırlar. Namaz, bireysel yapılan bir tapınmadır ve toplu namaz yoktur . Dua, namaz, oruç bireyin kendi sorumluğundadır; temel amacı yaşamı konusunda onu meditasyona yöneltmek, karakterini düzeltmesinde yol göstermektir. Irkçılık, sınıfçılık ve dini grup taassuplarının hakim olduğu bir dönemde renkleri, ırkları ve dinleri ne olursa olsun bütün insanların bir olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Bahâîliğin dikkatleri üzerine toplaması normal sayılabilir .

Allah birdir

Tüm dinlerin temeli birdir

İnsanlık âlemi birdir

Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır

Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir

Kadın ve erkek eşittir

Genel barış için çalışılmalıdır

Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir

Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır

Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır

Şimdi,Yezid Kürtlerin ve Hıristiyan Süryanilerin Osmanlı’yı nasıl arkadan vurduklarını onlara kapı açan Gürcülerin ve kendilerinin kalemlerinden okuyalım.

Aşağıdaki çeviri yazıyı okumadan önce,Said-i Kürdi’nin Rus bağlantılarına bir bakalım.Yıl 1916’nın başları.Birkaç ay sonra Ruslar Bitlis’e saldıracaklar,Said Ruslardan toplar çalacak,top mermilerine karşı atlayacak,yaralanacak ve esir düşecektir.Üç küsur yıllık esaretinde bol bol Rus devrimcilerine karşı Müslümanları Çar yanında örgütleyecektir.Devrim olunca da Warşova üzerinden sepetlenecektir.Kendi kitabından alınan şu hikayeyi ibretle okuyunuz.

Said Rus Ajanlığına Başlıyor;

Deliüzzaman veya Deliyullah

Said Hiç İşi Yokken İstanbul’dan Doğruca Gittiği Tiflis Dağlarında,Halktan Birileri Yerine Rus Polisiyle Görüşür.

“”...Bundan sonra İstanbul’da fazla kalmaz, Van’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır, Van’a gideceğine Rus Çarlığının İdaresinde Bulunan Gürcistan Batum’a,oradan da Tiflis’e uğrar. Tiflis’te, Şeyh San’an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken koskoca şehirde insan yokmuşçasına gele gele yanına bir Rus polisi gelir ve sorar;

( Hangi dilden konuştuğu da belli değil.O zamanlar Said Rusça bilmediğine göre,Polis Türkçe biliyordu ve İstanbul’dan kurulmuş bir proje üzerine geliyordu.Başka açıklaması olabilir mi?)

“-Niye böyle dikkat ediyorsun?”

Bediüzzaman der:

-“Medresemin plânını yapıyorum.”

O der:

“-Nerelisin?”

Bediüzzaman:

“-Bitlisliyim.”

Rus polisi:

“-Bu Tiflis’dir!”

Bediüzzaman:

“-Bitlis, Tiflis, birbirinin kardeşidir.”

Rus polisi:

“-Ne demek?”

.......

Şimdi bunu okuyunuz.

Said-i Kürdi Kürt Milliyetçisidir.

Atatürk,1925 Şeyh Sait İsyanında parmağı olduğunu tespit ettiğinden,Said-i Kürdi Deliüzzaman’ı Isparta Barla kazasına sürgüne gönderir.”Nur Risaleleri” adını verdiği saçmalıkları burada yazmaya başlar.İşte o Barla Layihalarından;

Ey Asuriler ve Ciyaniler, cihangirlik zamanında peşidar kahraman askerleri olan Kürtler, beş yüz senedir yattınız, yeter artık uyanınız sabahtır”
Saidi Kürdi, “Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün şeklindeki vasiyetini şimdilik şehitlerin kanında açan kırmızı bir gül destesini (*Gül Haç) ithaf etmekle yerine getiriyor, o büyük ruhun hoşnut olmasını niyaz ediyoruz.” şeklindeki çağrısı, bugün Kürt halkı tarafından yerine getiriliyor. Ve onun tabiriyle, Kürt halkı artık gafletten uyanıyor.”

Ama yandaşları bu gün o ifadeyi böyle değiştirmişlerdir.Sonunda Hileci Grek Tanrısı Hermes’e tapmıyor mu bunlar.Her şeyi yaparlar.Müslümanlık dahil her şeyleri takiyye.

*Gül Haç *DTP'nin Gül Haç'ı (Dört yeşil yaprak)

Ahemenidlerin (Perslerin) cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. İlâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz”

Asuriler,Ciyaniler ve Kürtler’den kastın ne olduğunu,bunun İslam mı yoksa Hıristiyan Vatikan’ın uşağı mı olduğunu aşağıdaki makale gösterecektir.

Tiflis’de Osmanl’yı arkadan hançerleyen Yezidi ve Süryaniler olduğuna göre,Deliüzzaman resmen Süryani,Yezidi Kürt kardeşliğini vurgulamaktan başka bir şey yapmamaktadır.

Devamı var (Sonraki" yazısını tıklayınız.

Gönderen Yönetici . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu:
Forum kodu:

Güncel Döviz, Altın Fiyatları

altın fiyatları altın

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2016 Tarafsız Haber..